Subscribe:Posts Comments

You Are Here: Home » Eğitim, Eğitim Teknikleri, Ekonomi, Makaleler » Öğrenilmiş Çaresizlik

Share in top social networks!

Öğrenilmiş Çaresizlik

1970’li yıllarda altına bağımlılıktan kurtulmasıyla kontrolsüz hale gelen ve küresel ekonominin kanseri durumundaki Borca Dayalı Para Sistemi (BDPS) artık son evresinde. Tam bir testere ekonomisi

Bu devasız hastalık bütün vücudu saran metastaz halini almış haliyle artık tek tek hücreleri (insanları) bitirmekle kalmıyor. Organlar (ülkeler) iflas etmeye başladı.

Geldiğimiz noktada durum değerlendirmesi yapıldığında farklı grupları görüyoruz. Birisi kanserli hücrelerin devamından yarar temin eden, can çıkmamış hastadan umut kesilmez babından bundan yararlanmaya veya sistemi olabildiğince sürdürmeye çalışan azınlık. Bunlar sağlam kalan hücreleri ve organları sonuna kadar yemeye devam edecekler.

İkinci gruptakiler ise “başka alternatif yok” (BAY) mikrobunu almış, alternatif bir sistemi düşünmekten uzak, ancak mevcut sistemi de anladığını ve iyileştirebileceklerini zanneden paradigma dışına çıkamayan kişiler. Bunlar ağırlıklı olarak Ortodoks ekonomistler.

Aradaki gelip giden grupları da bir tarafa atarsak geriye en sondaki kahir ekseriyeti oluşturan kitle kalıyor.

Bunlar içinde saygı duyulan bir din adamı da var ki onun söyledikleri beni oldukça düşündürdü. Bu nedenle yazının konusu kendiliğinden şekillendi.

Kendisi, artık çöküşün eşiğine gelmiş ve sistemden yarar sağlayanların bile yıkılmakta olduğunu söylediği Borca Dayalı Para Sistemi hakkında şöyle diyor:

Ama bugün dünyada yerleşmiş ve ha deyince değiştirilmesi mümkün olmayan bir para sistemi var ve Müslümanlar da bu sistem içinde meşru işlerini yürütmek, ayakta kalmak, değerlerini korumak için yeterli miktarda maddi güce sahip olmak durumundadırlar.

Çözümü aslında bizce basit olan bu mesele ile ilgili olarak söylenenler elbette kabul edilebilir değildir. Ancak böyle düşünen kahir bir ekseriyet var. “Acaba onlar neden böyle düşünmektedirler? “ sorusunu sorduğumuzda tek bir cevap kalıyor geriye: Öğrenilmiş Çaresizlik.

Bunu zihinlerdeki cam tavan (glass ceiling) olarak da tanımlamak mümkün. Ancak farklı örnekleri de olduğundan öğrenilmiş çaresizlik şeklinde nitelemek daha uygun.

Zihinlerdeki cam tavan: Pirelerde Öğrenilmiş Çaresizlik

Biliyorsunuz pireler çok yükseğe sıçrayabilen muhteşem hayvanlardır. Bu hayvanlar rahatlıkla çok yükseğe sıçrayabilirler. Bir pireyle atın yüksekliğini karşılaştırırsanız aynı yetenekle atın Eyfel Kulesi’nin üzerinden rahatlıkla atlayabildiğini görürdünüz.

Pire sirklerinde bu hayvanlarla gösteri yaparlar. Bunlar belli yükseklikteki cam kavanozun içerisinde sıçrar dururlar ve hiçbirisi bunun üzerinde sıçrayıp kaçamaz. İşin ilginç tarafı ömürleri birkaç hafta ile birkaç ay arasında değişen bu hayvanların eğitimi haftalar alabilir ve belli kısmı daha sirkte gösteri yapamadan ölür. Peki bu pireler yeteneklerine rağmen nasıl fazla yüksekliğe zıplayıp kaçmazlar?

Buyurun. Bunları eğitim sırasında bir cam kavanozun içine koyarlar. Kavanozun tavanı da camla kaplıdır. Kavanoz alttan ısıtılır. Zavallı pireler zıplayarak kaçmaya çalışırlar ama nafile. Tavandaki cama çarparak düşerler.

Zemin de sıcak olduğu için tekrar zıplar, tekrar cama vururlar. Pireler sonunda cam tavan sayesinde bu yükseklikten fazla zıplamamayı öğrenirler. Cam kapak açıldığında da daha fazla yükseğe atlamazlar.

Yani artık çaresizliği öğrenmişlerdir. Pireler sirkte gösteriye hazırdır.  Üzerlerinde cam engeli olmamasına ve daha yükseğe zıplama imkânları olmasına rağmen buna hiç cesaret edemezler.

Öğrendikleri çaresizlik nedeniyle var olan yeteneklerini ömürlerinin sonuna kadar kullanamazlar. Köle olarak yaşamaya devam ederler. Özgürlükleriyle aralarında aslında zihinlerinde oluşturduğu cam tavan vardır.

Fillerdeki öğrenilmiş çaresizlik

Öğrenilmiş çaresizlik deyince hemen fil örneğini de verelim.

Yavru fillere uygulanan sistematik eğitimle çaresizlik öğretilir. Bunlar yavruyken ağır metal zemine sağlam zincirle bağlanır. Hayvan her kaçmaya çalıştığında acılar çeker. Çaresizliği öğreninceye kadar bu uygulanır. Siz de sirkte 5 tonluk bir filin kafasına bağlanan ince bir ip ve ucunda minicik bir çomakla yere sabitlendiğinde neden kaçmadığını düşünür durursunuz. Hatta Hintli bir çocuk neredeyse toprağa sembolik olarak bağlar tahta bir çomakla fili. O asla kaçmaya yeltenmez. Halbuki özgürlüğüyle arasında sadece zihnindeki öğrenilmiş çaresizliktir onu esir eden.

Turna balıklarının öğrendiği çaresizlik

Üçüncüsü ise bir deney. Bu deneyde turna balığı akvaryuma diğer minik balıklarla beraber konur. Tabi onları afiyetle yer durur. Ancak bir süre sonra akvaryuma cam bir panel eklenir. Minik balıklar bir tarafta camın diğer tarafında turna balığı. Turna balığı her mücadelesinde cama toslar. Ta ki çaresizliği öğrenene kadar. Öğrendikten sonra cam paneli kaldırdıklarında minik balıklar ve turna akvaryumun her yerinde yüzmeye başlarlar. Turna balığı çok sayıda minik balığın ortasında ölme pahasına hiç birisini yakalamaya yeltenmez.

İnsanların öğrendiği çaresizlik: Bu sistem değiştirilemez

Maalesef pirelere, fillere ve turna balıklarına uygulanan eğitim insanlara verilmektedir. Bu iş sistematik hale getirildiği için başta ekonomi kitapları olmak üzere belli eğitime tabi tutulmaktayız. Örneğin; bir mühendislik ekonomisi kitabını ele alın. Kitap, daha önce safsatadır diye ifade ettiğimiz “paranın zaman değerinden” başlar, basit faiz ve bileşik faizlerle devam eder. Kitabın sonuna kadar nakit akışı analizleri, enflasyon vs hepsi faiz ve özellikle bileşik faiz üzerine kurgulanır.

Bu öğrenilmiş çaresizlikte faizsiz bir hayat tarzı olamaz. Hiçbir kurum herhangi bir fazlalık olmaksızın birisine borç veremez. Ya faiz olacaktır ya da kar payı…

İnsanların Müslüman olanları kendi tarihinden ders alıp Hılful Fudul denen müessesenin ne olduğunu bile anlamaz ve hatırlamaz. Bu, çaresizliği öğrenmesi nedeniyledir.

Bankaların reel sektörle faizli kredi verme dışında uğraşmasına gerek yoktur. Sermaye birikimi adı altında onlar muazzam şekilde zenginleşip doyacak ki ekonomiye katkı sağlayabilsinler. Bu meyanda kısmi rezerv adı altında onlarca kat hayali parayı yaratmalarına izin verilir.

Öte yandan iktisat fakültelerinde bile “paranın nasıl üretildiği” doğru dürüst okutulmaz. Bizim yazılarımızı okuyan çok sayıda genç bana gönderdikleri mesajlarda bunların derslerde görülmediğini ve tartışılmadığını ifade etmekteler.

İnsanların çoğu parayı devlet basıyor zanneder durur. Paranın nasıl üretildiğini bırakın genç bir liseli, doktoralı insanlar bile bilmez. Halbuki dünyadaki paranın %90’ı borca dayalı olarak yani kaydi para şeklinde yaratılır ve yok edilir. Üretilmeyen faiz kısmı ise devlet bankalara borçlandırılarak temin edilir. Üstelik bileşik faizle…

Büyüme hesapları öyle formüle edilir, içindeki borçlanmalar, faizler ve diğer belli parametreler büyüme içerisinde öyle yer alır ki insanlar işin içyüzünü fark edemez.

Sermaye terakümü denen kavramla yoktan zenginler var edilir. Kısmi rezerv ile olmayan paralar var edilir ve yok edilir. Gerçekte olmayan on kat paranın üzerinden faiz kazancı elde edilir.

İktisat öğrencileri girdikleri zorlu sınavlarda devlet tahvili ve hazine bonosu farkını ayırt etmeye ve iyi not almaya çalışırlar.

Ama hiç kimse şunları sorgulamaz: “Tahvil veya bono. Adına ne derseniz deyin. Hepsi devletin para üretme adına bankalara faizli borçlanmasıdır. Bunun yıkıcı sonuçları nelerdir? Devlet tahvil basabilirken neden kendi parasını faizsiz basamasın” diye…

Ekonomi kitaplarında alternatiflere yer verilmez. Hele para üretim mekanizması kutsaldır. Asla o konulara girilmez.

Genç iktisatçılar başta olmak üzere herkese tavsiyem. Artık şu ekonomi derslerini bu gözle okuyun. Bunların içindekiler değişmez kurallar değildir. 50 sene önce ekonomi kitaplarında bu kavramların pek çoğu yoktu. Bu kitaplar yokken (200 yıllık veriye göre söylüyorum) enflasyon genelde savaş/kıtlık gibi istisnai hallerde ortaya çıkan ve tekrar eski normal haline dönen bir kavramdı.

Ne oldu da 40 yıldır enflasyon hiçbir ülkede denetim altına alınamadı? O kadar ekonomi kitabına, fiyat istikrarı adına Merkez Bankalarının çabalarına rağmen…

Kısaca söylemek gerekirse…

Özgürlüğümüzle aramızdaki engel zihnimizdeki öğrenilmiş çaresizlikten başkası değildir.

Prof. Dr. B. Gültekin Çetiner

30 Aralık 2011 Cuma

http://www.drcetiner.org

twitter.com/drcetiner

 

 

Share this:
Share this page via Email Share this page via Stumble Upon Share this page via Digg this Share this page via Facebook Share this page via Twitter

Share in top social networks!

8 Comments

  1. Selim aydın diyor ki:

    Selamu aleyküm.
    Hocam, Benim aklıma takılan bazı sorular var. cevaplarsanız memnun olurum.
    1- Her ayın 15′inde bankamatikten maaşımı her çekişimde bir şey farkettim; bankamatikler sürekli yeni ve gıcır gıcır para veriyor. Tek bir kere bile eski ve soluk bir para verdiklerine şahit olmadım. Burada aklıma takılan şudur ki; hükümet, çalışanlarının maaşlarını yatırırken merkez bankasına her ay mı borçlanıyor, yoksa yıllık olarak mı borçlanıyor?

    2- merkez banksı hükümetten tahsil ettiği, havadan yarattığı paraları bir daha borç vermek için neden bir depoda saklamayıp ta, fırınlarda/ kazanlarda yakıp imha ediyor. yeni para basmaktansa eskisini saklayıp daha sonra hükümete tekrar borç vermek merkez bankası açısından daha mantıklı değil mi? sonuçta kağıt maliyeti diye bir şey var.

    3- Hükümet paradan 6 sıfır atmakla, eskiden kullandığımız kağıt 250 bin tl, kağıt 500 bin tl. ve kağıt 1000 tl’yi şimdiki madeni paraya çevirip, bu üç madeni parayı kendi basıp, aklınca merkez bankasına bağımlılıktan kurtulmayı mı düşünmüştü? eğer bunu düşünmüşse neden parayı otoyollara, parklara bahçelere, hiç bir gelir getirmeyen adına ”yatırım” dediği beton yığınlarına harcayıp durdu? sonuçta hükümet merkez bankasına bağımlıktan kurtulma adına madeni para basmayı düşünmüşse, insanlar maaşlarını 20 kilo kadar gelen madeni para dolu torbalarla alamayacaklarına göre paradan sıfır atmanın ,bilgisayarları rahatlatmak dışında ne amacı olabilir?
    esselamu aleyküm….

  2. Gultekin Cetiner diyor ki:

    Aleykumselam
    1. Devlet borçlanma ihalelerine çıkıp da tahvil veya bono bastığında bu üretilen borçlanma kağıtları piyasada para gibi işlem görmeye başlar. Bu tahviller neticede Merkez Bankasına ulaştığında yani elinde bunu taşıyan kişiler karşılığında fiziksel para istediğinde MB bunun karşılığı parayı matbaada basar. Gıcır gıcır …

    Hükümet tahviller yoluyla piyasadan mevcut parayı çeker (borçlanarak) kendi hesaplarına yatırır. Yani devlet bizimle benzer konumda. Devletin hesaplarının tutulduğu para üzerinde de kısmi rezerv uygulanır.
    Devlet piyasadan borçlandığında faiz/kar payı miktarı parayı kimse üretmediği için başka borçlanma ihaleleriyle o miktar da sonradan üretilir.
    2. Kağıt ve basım maliyeti cüzi birşey. Zaten fiziksel olarak piyasada 50 milyar lira civarı para bulunmakta. Büyümeye bağlı olarak piyasadaki fiziksel para oranı da buna bağlı kısmi rezerv oranı da artar. Zaten eski paraları da kullanmaktalar. Ancak toplam kısmi rezerv arasında (1/10) zaten cüzi bir miktar. MB eskimiş yıpranmış paralar yerine yenisini basabilir.
    4. 6 sıfır atılmasının bağımlılıktan kurtulmayla ilgisi olmaktan ziyade işleri kolaylaştırmaktı. Neticede sistemde herhangi bir değişiklik olmadı. 6 sıfırdan kurtulmamız dışında. O süreci incelerseniz eskisine göre MB daha devletten bağımsız halde geldiğinden belki tam tersi etkiden bile bahsedilebilir.

    Umarım açıklayıcı olmuştur.

  3. [...] Fillerdeki öğrenilmiş çaresizlik [...]

  4. Ethem Erginöz diyor ki:

    Sayın Çetiner, ben bir tıp doktoruyum aynı zamanda iktisat okuyorum. Günlük gazetelerde sürekli ekonomi yazarlarını takip ederim. Liberal iktisatçılardan Modern Para Mekaniğine dair hiç bir yazı görmedim. Bu konu neo-klasik iktisatın tabu konusu.

  5. Gultekin Cetiner diyor ki:

    Ethem bey meseleyle ilgilendiğinize çok memnun oldum.Bugün başka bir arkadaş bir tıp doktoru arkadaşının konuyla ilgilendiğini söyledi. Ben de tıp doktorlarının çok yönlü ve zeki insanlar olduğunıu başta bilgisayar gibi alanlar olmak üzere farklı alanlara kolayca yönelebildiklerinden ötürü takdir ettiğimi belirtmiştim. Yorumunuzla bunu teyid etmiş oldunuz.

    Doğrudur. Bu konular tabu meselelerdir. Parayla ilgili konulara hiç girilmediğini pekçok iktisat öğrencisi zaman zaman bildirmekte.

    Bugün yemekte mühendislikten başka bir arkadaşa matematiksel olarak durumu izah ettiğimde anladı. Bu konuda 30 kişilik bir sohbet ortamında anlatmamızı istedi.

    Bu konuları herkese anlatmak lazım. İnsanların hepsi öğrenmeli. Zira bu sistem matematiksel olarak toplumdaki tüm bireylerin servetlerini mütemadiyen bankaların elinde toplayan ve ekonomiyi öldüren bir sistem.

    Bu düzen mutlaka değişmeli.

    Saygılarımla

  6. yusuf aycan diyor ki:

    S.A Hocam !
    Öğretilmiş çaresizliklerin hayatımızda farkedilmemesi imkansız. İnsan gerçekten bazen kendini çaresiz hissediyor. Bunun bilgisizlikten kaynaklandığıda gerçek olmakla beraber asıl sorun organize olamamak. Çünkü bu bir tür soğuk savaş ise karşı düşman çok organize. Biz ise sayıca fazlayız ama sadece yığınlarız. belkide bizi organize olmamızı engelleyerek çaresizliğe alıştırıyorlar. Ancak yazılarınızdan bir tanesinde de görüldüğü gibi bazen sistemi yıkmak isteyen dik başlılarda Kaddafi gibi cezalandırılıyor. Ama kaddafinin kendi halkı tarafından vahsice linç edilişini görünce bu insanlara herşey müstehaktır diye de düşünmedim değil hani.
    Bizdeki dik başlılara örnek de rahmetli Necmettin Erbakandı. Onun meşhur ” sizi gidi faizciler sizi ” sözü hala kulaklarımda ve şimdi anlıyorum tam ne demek istediğini.
    Peki öğrenilmiş çaresizliklerimizi nasıl yıkacağız? sizin fikriniz nedir? yoksa sizde sadece durum tespiti yapan aydınlardan mısınız? Gösterecek bir yolunuz varsa ben aktif olarakda bişeyler yapmaya hazırım.

  7. Adatepeli diyor ki:

    Hocam Allah razi olsun cok önemli bir konuyu/sorunu gündeme getirmissiniz, burda “ögrenilmis caresizlik” baglaminda 5 maymun örnegide olayin vahametini anlamak yönünden önemli oldugunu düsünüyorum…

    calismalarinizin hayirlara vesile olmasini diliyorum…

Leave a Reply

*

Muhtevasını değiştirmemek şartıyla yazılardan istifade edebilirsiniz.
© 2014 Prof. DR. B. Gültekin ÇETİNER · Subscribe:PostsComments · Designed by Theme Junkie · Powered by WordPress

Faiz Lobisi