Subscribe:Posts Comments

You Are Here: Home » Eğitim, Ekonomi, Makaleler » Asgari ücret 1000 TL olursa

Share in top social networks!

Asgari ücret 1000 TL olursa

Milyonlarca asgari ücretliye verilecek 20 milyar ile neredeyse kıyamet kopuyor da birkaç bankaya verilecek 50 milyarla niçin kıyamet kopmuyor?

Haftalık rutin yazımızı hazırladıktan sonra yayına vermeden önce asgari ücret tartışmaları yeniden alevlendi. Henüz gündemdeyken ve bu haftaki konuyla da ilgisi olduğundan birkaç satır yazmadan geçemedim. Konu şu: Maliye Bakanımız asgari ücretin 1000 TL olması halinde ülkenin değil firmaların batacağını ifade etmiş.

Bilindiği gibi ülkede 4 milyona yakın asgari ücretli var. Bunlar ülkenin en alt gelir grubundaki insanlar ve onlara yapılan her harcama adaletsiz gelir dağılımını iyileştirmeye katkı sağlar.

Onlara 1000 lira ödenebilmesi için yılda ek olarak yaklaşık 20 milyar lira civarı kaynak gerekmekte. Madem “batarlar” deniyor fark miktarını firmalar yerine devlet asgari ücretliye versin. Bütçede tek kalemde faiz ödemesiyle bankalara 50 milyarödeniyor. Bankalara 50 milyar faiz ödemesiyle ülke batmadığına göre bunu asgari ücretliye verirseniz hiç batmaz. Hele faizlerden keserek karşılığa dayalı verdiğinizde enflasyonist olmadığı gibi hem reel sektör hem de ekonomi rahat bir nefes alır.

Ne var! Bankacılık sisteminde bankaların borç olarak havadan “yarattığı” paranın %3’ü bile etmeyen meblağı devlet olarak siz asgari ücretliniz için havadan bedava “yaratıverin”. Bunun asgari ücretliye ve firmalara yansımasıyla bakın o zaman ekonomi nasıl daha bir canlanacak?

Bu girizgâhtan sonra gelelim kısmi rezerv bankacılığına ilişkin açıklamalara…

Daha önceki enflasyon miktarı fazlalığın neden faiz olduğuyla ilgili yazımız ve akabinde zehirli ağacın meyvesinin de zehirli olduğu şeklinde katılım bankalarındaki türev ürünlere bakarak fetva vermenin yanlışlığına ilişkin yazımızoldukça ses getirmişti.

Bunlardan ilkine karşılık eleştirel yazıya güzel bir cevabi yazıdan dolayı ayrıntılara girmeyeceğim. Ancak eleştirel yazıda katılım bankalarının kısmi rezerv yapmadığı yanılgısı nedeniyle söz konusu bankaların da kısmi rezervci olduğunun izah edilmesi gerekiyor.

Öncelikle kısmi rezerv bankacılık hakkında detaylı bilgi almak isteyen okurlar için bazı açıklamalar yapalım.

Kısmi Rezerv Bankacılığı

Pek çok ekonomi hocası ilgili derslerde “Aynı şeyi çok müşteriye sattığınız halde tutuklanmayacağınız tek meslek bankacılıktır” derken Kısmi Rezerv Bankacılığını (fractional reserve banking) kastetmektedir.

Kısmi rezerv diye isimlendirilen olayı teknik terimlere boğmadan basitçe anlatmaya çalışalım.

Tüm bankacılık sistemini bir para havuzuna benzetmek mümkündür. Olayı basitleştirmek için döviz gibi diğer para/malı hariç tutarsak bu havuza kaynak olarak iki yerden para akmaktadır. Birisi üzerinde “Türkiye Cumhuriyeti” yazan ve devletçe basılan az miktardaki madeni paralar. Bunlar çerez mesabesinde olup piyasadaki mevcut fiziksel paranın çok azını teşkil etmektedir. Bu devlet kaynaklı madeni para çeşmesi havuza bir şekilde para sağlamaktadır.

Fiziksel paranın diğer kısmı ise Merkez Bankaları denen yarı devlet veya özel/özerk bankalar tarafından basılmaktadır. Türkiye’de de “Cumhuriyet Merkez Bankası AŞ” olarak anılan farklı ortaklardan oluşan bu özerk kurum kâğıt parayı basan ana kaynak olarak havuzun ortasında bulunmaktadır. Şimdi piyasadaki tüm parayı toplasanız toplam “yaratılan” paranın %10’u eder.

Paranın kalan %90’lık kısmı ise diğer bankalar tarafından kaydi (hayali) olarak “yaratılmakta” ve yok edilmektedir. Pekiyi bu nasıl gerçekleşmektedir?

Havuz sistemindeki tüm bankalar bu havuzdan güçleri (zorunlu karşılıkları) oranında yararlanabilmektedir. Kısmi rezerv denen bu yöntemde diyelim 10 lira paraya sahip bir banka 90 liralık parayı havadan üretme gücüne sahiptir. Yani olmayan 90 lira kredi kullandırma sürecinde havadan üretilmektedir.

Örneğin bir bankanın toplam 1000 lirası var. 10 000 lirası varmış gibi para üretmektedir. Birisi gelip bankadan 9 000 lira kredi istediğinde kendisinin bir şeyleri ipotek göstermesine ve borçlanma senedine karşılık kendisine ya bir yazı verilir ya da fiziksel para. Yazıyla olduğunda kolay. Kredi isteyene 9 000 liralık kredi yazısı verilir. Kişi de gider o kâğıdı paraymış gibi örneğin ödeme yapmak istediği galericiye verir. Galericinin de o havuz içindeki diğer bankada hesabı olduğundan yazıyı bankasına götürdüğünde galericinin hesabına alacak sizin hesabınıza borç kaydedilir. Dikkat ederseniz ortada fiziksel para filan yok.

Diğer bir durum şöyle. Diyelim bir kişi ev için 100 bin liralık fiziksel para şeklinde kredi almak istedi. Banka elinde yoksa diğer şubelerden temin edecektir. Oralarda da bulamazsa havuzdaki diğer bankalardan veya en son Merkez Bankasından karşılayacaktır. Neticede parayı aldıktan sonra verdiğiniz kişinin de havuz dahilindeki bir başka bankada hesabı olacağından götürüp oraya yatırdığında para yine havuza dönmüş olacaktır.

Katılım bankaları ise krediyi direk verme yerine kar payı denilen mekanizmayla havadan para “yaratmaktadırlar”.

Zeytinyağı bankacısının sonu

Kısmi rezerv sistemi fiziksel olarak sürdürülebilir değildir. Ancak kâğıt para ve günümüzde de sayısal bilgiden ibaret elektronik para sayesinde mümkün olabilmektedir. 1971 yılında Nixon’ın altın penceresini kapatmasıyla bugünkü devasa boyutuna ulaşmıştır. Fiziksel olarak sürdürülemez olduğunu göstermek için yaşanmış bir örneği hatırlatalım.

1960′lı yıllarda Yemeklik Sıvıyağ Kralı (Salad Oil King) olarak bilinen Anthony DeAngelis kısmi rezerv bankacılığını model alarak bunu sıvıyağ stoklarında uygulamış.

DeAngelis, bankacılardan esinlenerek sıvıyağın da para gibi mübadele edilebilirlik, herkesin aynı anda çekmek istememesi gibi özelliklerinden dolayı çok büyük depolar inşa eder. Kendisi “Allied Crude Vegetable Oil Company” adıyla dev ambarlara sahip işletmesinde çok miktarda yağ tankına sahiptir. Önce milyonlarca litreye yakın yağı satın alarak tanklarında toplayan DeAngelis depolarında yağ olduğunu kanıtlamak için bu faturaları kullanır. Bunlarla çeşitli bankalardan bol miktarda kredi de alır.

Daha sonra bu yağın %90’ını sattığı halde çok sayıda müşterinin yağını onlar adına depolamaya ve depo ücreti de almaya başlar. Bazı müşteriler gelirse diye %10 yağı yerinde bırakan uyanık tacir deponun kalan %90 kısmına su basar. Yağın su üzerine çıkma gibi bir fiziksel özelliği olması nedeniyle gelen teftişlerde de kimse tankların altındaki suyu fark etmez.

Bu şekilde piyasadaki yağ fiyatlarını kısa sürede kontrol etmeye ve yurt dışıyla da aynı işi yapmaya başlar. Sonunda sahip olduğu yağ rezervlerinin tüm Amerika’dakinden fazla olduğu gözükünce ciddi bir denetimde hilesi sona erer. 7 sene hapse mahkûm olur.

Ancak fiziksel şekilde sürdürülemeyecek olan bu sistem günümüzde bankacılıkta rahatlıkla sürdürülebilmektedir. Düşünsenize toplam büyüklüğü 70 trilyon dolar olan dünyayı 10 kereden fazla satın alabilecek 760 trilyonluk para büyüklüğünü. Bu büyüklük içinde altının miktarı sadece 468 milyar dolar. Yani dolar altın penceresinden çıkarılmamış olsaydı ve küresel para dolar ekseninde kısmi rezerv bankacılığı bu kadar yaygınlaşmasaydı bugün ancak 468 milyar dolara nispetle bir dünyadan bahsedebilecektik.

Bugünkü 760 trilyonluk para ve para türevlerine baktığımızda sadece bir bankanın 78 trilyon dolar ile dünyayı satın alabilecek mevduata sahip olduğunu, 5 küresel bankanın 238 trilyon dolarla dünyayı birkaç kez satın alabilecek rakama sahip olduğunu görüyoruz. İyi de birden fazla dünya yok ki…

Kısaca dünyada gözüken bu kadar paranın hayali olan %90’lık kısmı bankaların kısmi rezerv sayesinde havadan “yarattığı” miktardır.

Borca dayalı dediğimiz bu finans sisteminde kısmi rezerv bankacılığı sanırım küresel krizin boyutlarını göstermektedir.

Kısmi rezervin sonuçları

Yukarıdaki verdiğimiz örneklere dönersek siz kredi aldığınızda aslında sizin ödeme sözlerinize ipotek ettiğiniz değerlere mukabil para otomatik olarak havadan “yaratılmaktadır”. Para geri ödendiğinde de yok edilmektedir. Ancak bu sistem içerisinde merkez bankası dahil hiç bir bankanın üretmediği bir şey var: o da faiz/kar payı.

Bunun için gerekli para mutlaka basılıp ekonomiye sokulmak zorundadır. Zira bu süreç piyasadan paranın sürekli olarak çekilmesi ve bankalarda toplanması anlamına gelir. Piyasada para kalmaz ve sistem çöker.

O yüzden devlet bu faiz miktarı ya da katılım bankalarında üretilen kar payı miktarı parayı tahvil satma dediğimiz bankalara yeni borçlanma süreciyle üretmek zorundadır. Bu sistemde para eşittir borç demektir. Borç yoksa para da yoktur.

Piyasada mal ve hizmet miktarı aynı olduğu halde faiz/kar payı tutarı kadar paranın basılması enflasyon anlamına gelmektedir. Merkez bankalarının fiyat istikrarını yegâne amaç edinmesi nedeniyle piyasalara faizle müdahale edilerek enflasyon yapay şekilde düşürülmekte böylece insanlar kaybetmeye devam ederken bankaların kazanmaya devam etmesi sağlanmaktadır.

O yüzden kısmi rezerv bankacılığı dediğimiz bu sistemde servetler sürekli bankalara akmakta ve devlet de faiz açığını kapamak için sürekli şekilde yeni faizlerle borçlanmaktadır. Yani süreçler sonunda bankalara iki kez faiz akışı sağlanmaktadır. Birisi kredi alan kişilerin ödediği faiz. Diğeri de devletin faiz/kar payı miktarı parayı temin etmek için tahvil satarak borçlanırken bankalara ödediği rakam.

Borca dayalı para sistemi (BDPS) içerisindeki bu kısmi rezerv bankacılığı hem vatandaşın hem de devletin bankalara mütemadiyen servet aktarması anlamına gelmektedir. Devlet dediğimiz şey de toplumu temsil etmekte olduğuna göre bütün fatura vergiler ve enflasyon yoluyla halkın tümüne çıkarılmaktadır. Son bütçede vergi gelirinin neredeyse %20’sinin (50 milyar lira) borçlar hariç tek kalemde faize gitmesinin sırrı burada.

Şimdi burada faiz olsun, katılım bankalarındaki kar payı olsun aralarında sonuç olarak hiçbir fark bulunmamakta. Yani diğer bankalar faizle, katılım bankaları ise İslami terimleri kullanarak kısmi rezervle “yarattıkları” kar paylarının faturasını tüm topluma yüklemektedirler.

ABD’nin borçlarını neden ödeyemeyeceği konusundaki yazıda borçlanma grafiğine bakıldığında sistemin bir ülkeyi hangi noktaya getirdiği rahatlıkla görülmektedir. Yunanistan, İtalya ve diğer sıradaki AB ülkelerinde, dünyadaki tüm ülkelerde borç mütemadiyen artarak devam etmektedir.

Tıpkı sandalye kapmaca oyunu gibi… Müzik yani ülke büyümesi devam ettiği sürece sorun yok. Büyümesi artık neredeyse durmuş nüfusu yaşlanmış Avrupa’nın borç krizinde en çok etkilenen ülkelerin başında gelmesi boşuna değil.

Katılım bankaları da kısmi rezervci

Herhalde katılım bankalarıyla ilgili olur fetvası verenlere dekore edilen bilançolar gösterilerek topladıkları para kadar hatta daha azını kullandırdıkları fikri “empoze” ediliyor.

Bu da ilgili ilahiyatçıların kısmi rezerv bankacılığını bilmemelerinden kaynaklanmaktadır. Katılım bankaları üzerine yapılan birkaç yüksek lisans/doktora tezinde yaptığımız aramada “kısmi rezerv” kelimelerinin hiç geçmemesi manidar değil mi?

Türkiye’de bildiğiniz gibi dolaşımda fiziksel olarak 50 küsur milyar para var. Yani hepimiz ceplerimizdeki parayı boşaltsak bu kadar ediyor. Şimdi Katılım Bankaları Birliği’nin yayımladığı aşağıdaki özet tabloya bakınız.

kullan

Piyasada bütün fiziksel para 50 milyarken toplam bankacılık içinde payı sadece %4 olduğu söylenen 4 katılım bankası nasıl 53 milyarlık büyüklükten bahsedebilir? Ya da nasıl 38 milyarlık fon kullandırabilir?

Şimdi ilgili arkadaşlara tavsiyemiz müşaviri oldukları bankanın bilançosunda Merkez Bankası ve nakit değerler kısmı ile krediler/alacaklar gibi diğer ilgili kısımlara bakması. Kısmi rezerv yapıp yapmadığını anlamak için anahtar kısım zorunlu karşılık miktarında. Katılım bankaları da Merkez Bankaları’nın kuralları gereği diğer bankalar kaç katına kadar para “yaratabiliyorsa” o kadar “yaratabilirler”.

Katılım bankaları ve diğer bütün bankaların bilançolarındaki Merkez Bankası/nakitler üzerinden gittiğimizde bunlardan sadece 5-6 büyük bankayı ve 4 katılım bankasını toplarsak nakitler 40 milyar lirayı geçiyor. Yani toplamdaki para miktarına göre beklenen bir rakam. İlgili bankanın kendi kaynakları artı topladıkları para toplamı 94. sayfada 700.981 milyondur (nakit değerler ve TCMB). Ayrıntılara 128. sayfada bakınız. 578.815 milyon para toplanmış. Ayrıca 47.709 milyonluk değerli maden var. Yani toplam 626.524 küsur milyon. 74.457milyon kasa/efektif (nakit Türk parası ve döviz) ile tüm şubeleri döndürüyor. Toplamda 700.981 milyon ediyor.

Yani kısaca bankanın müşterilerden topladığı paralar dahil olmak üzere toplamda 700.981 milyonu var. Ancak Merkez Bankasındaki munzam karşılığı 626.524 milyon ve kabaca krediler ve alacaklar kısmında 6.270895 milyar olduğuna göre 8 kattan fazla kısmi rezerv yapıyor. Tabi bu alacakların içinde çeşitli kalemleri de (örnek kar payı) çıkarırsanız 7 kat kısmi rezerv yapıyor diyebilirsiniz.

Kısaca bu katılım bankası sahip olduğu her 1 liraya karşılık 7 lira parayı havadan “yaratıyor”. Artık buna mevduatın “revolve” edilmesi mi dersiniz, kredi mi dersiniz, bir malı satın alıp vadeli satmak mı?  Ne derseniz deyin. Sürecin doğal sonucunda olmayan para havadan “yaratılır”.

Olayı basitleştirmek için fertlerin tüm hesabını toplu tek rakama indirerek anlatalım. Diyelim bir katılım bankasının elinde 700 milyon TL ve Merkez Bankasının izin verdiği zorunlu karşılık %10 olsun. Yani bizim sıvıyağ kralının deposunda %10 zeytinyağı tutup kalanı satması ve yerine su doldurması gibi. Tek farkı şu. Bankacının su doldurmasına gerek yok. Bilgisayarlarında tuttuğu elektronik kayıt yeterli. Kalan %90 parayı tekrar tekrar ödünç verebiliyor.

Banka önce 700 milyonun %10’u olan 70 milyonu tutuyor ve kalan 630 milyonu veriyor. Daha sonra havuz sistemi gereği birisi getirip bankaya yatırıyor. Gelen bu 630 milyonun %10’u olan 63 milyon tutuluyor ve 567 milyon ödünç veriliyor. Neticede bu olay zincirleme olarak, örneğin 9 kez devam ettiğinde 700 milyonluk paraya ilave olarak 3.858 milyar lira para (630+567+510+459+413+372+335+301+271=3.858 milyar) havadan yaratılarak toplam mevduat 4.558 milyar liraya yükseliyor. Bu döngü teorik olarak 7 milyara kadar devam edebilir.

Gelelim Türkiye geneline… Yeni büyüme miktarı ve önceki dönemlerde sistemce üretilmeyen faiz/kâr payı miktarlarını da içine alacak şekilde borca dayalı olarak basılacak yeni paraları işe kattığımızda toplam mevduatın yaklaşık 700 milyarı bulduğunu görüyoruz. Piyasada ise sadece 50 küsur milyar fiziksel para var. Yani elimizdeki fiziksel paranın en az 10 katı bir mevduat.

Merkez Bankası zorunlu karşılıkları her düşürdüğünde piyasaya para sağlanacak denildiğinde aslında bankaların daha fazla olmayan parayı “yaratmasını”anlamalısınız. Bu şekilde aslında piyasaya fiziksel olarak para sürülmüyor. Bankalar daha fazla hayali para (kaydi para) en doğrusu ise daha fazla borç üretiyor.

En başta yazdığımız noktaya gelelim. Devlet kimler için var? Milyonlarca asgari ücretliye verilecek 20 milyar ile neredeyse kıyamet kopuyor da birkaç bankaya verilecek 50 milyarla niçin kıyamet kopmuyor?

Önemli soru: Sahi koskoca devlet neden kendi parasını üretemiyor? Niçin bunu bankalardan faizli borç almak suretiyle gerçekleştiriyor?

Prof. Dr. B. Gültekin Çetiner
http://www.drcetiner.org
twitter.com/drcetiner

 

 

Share this:
Share this page via Email Share this page via Stumble Upon Share this page via Digg this Share this page via Facebook Share this page via Twitter

Share in top social networks!

3 Comments

  1. Selim aydın diyor ki:

    Selamün aleyküm Gültekin bey….
    İnanın ki bankaların bu hilesini toplumumuzda hiç kimse bilmiyor. Zaten bu cehalet bankaların hileyi gizlemelerini kolaylaştırıyor, onları güçlü yapıyor. Bankaların bu hilesini insanlara anlatmak da size ve mete gündoğan bey’e düşüyor. Sizlerden isteğim imkanınız ölçüsünde bütün üniversitelerde konferanslar düzenleyerek bu soygunu öğrencilere anlatmanızdır. Hatta sıradan halkında katılımlarını sağlamanızdır. Genç bir nüfusumuz var. üniversite gençleri, üniversite içersinde yapılanmış bir takım örgütlerin aldatmaları ve yanlış bilgilendirmeleri yüzünden türkiyenin ekonomik zaferini, kalkınmasını, bağımlılıktan kurtulmasını marksist ve komünist ideolojilerde arıyor ve o kulvarda faaliyetlerde bulunuyorlar. farkında olmadan da yine kapitalizmin ekmeğine yağ sürüyorlar. Buraya yazdığınız analizleri sadece ilgilenenler olarak biz okuyoruz. ama halkın bu analizlerinizden haberi dahi yok. Sizin isminizi dahi duyan yoktur bile. Anlayacağınız bu uyandırma projesi sanal alemde çok kadük kalıyor… Artık sahaya inmeniz ve bu uyandırmayı halkla yüz yüze yapmanız şart. önümüzdeki seçimlere kadar milletimizi; 3 seçimdir aynı hükümeti desteklediği halde şimdiye kadar neden süründüğü konusunda çok acilen bilgilendirmeniz gerekiyor. Bunun için de araziye inmeniz şart. En azından bir tv programı yada video çalışmaları halka daha kolay ulaşacaktır.

    akp hükümetinde başta başbakan olmak üzere, bir çok bakan ve vekil 4. defa aday olamayacak. bu da önümüzdeki seçimler hakkında bir çok muammayı beraberinde geritecek; kapitalizmle devam mı, tamam mı…? işte bu Flu görüntüyü ancak siz ve mete bey’in çalışmaları netleştirecektir. Bu konudaki bütün desteğimiz sizinle Allaha emanet olun. esselamu aleyküm.

  2. Aleykumselam
    Kıymetli Selim bey
    Yazıları yazmaktan çok daha fazla zevklisi sizin gibi meramımızı çok iyi anlayanların ve ötesini de sorgulayanların çıkması.Bu bizi teşvik ediyor. Üniversitelerde anlatma konusunda talep geldiğinde hem Mete hoca hem de ben seve seve görev addedip yerine getirmeye çalışıyoruz.

    Bu elbette sadece bizlerin gayretiyle olacak bir şey değil. Aynı zamanda herkesin sorumluluğu da.. Zira bu sistem herkesi köleleştiriyor. Toplumu ifsad eden ama aynı zamanda ömrünün son aşamasına gelmiş bir kanser.

    Borcu geri dönülmez şekilde sürekli büyüten ve çocuklarımızın geleceklerini çalıp minik bir azınlığa veren bu sistemi anlatma konusunda herkes ilgi/bilgi/becerisiyle elinden gelen gayreti göstermeli. Mesela becerikli arkadaşlar Issız Ada hikayesini bir animasyon film haline getirmeyi niye düşünmüyorlar?

    Öncelikle farkındalık oluşması gerekiyor. Uyandırma projesi gibi çeşitli projeler var ama bir ucundan dışarıdan/içeriden komplo teorilerine dönüştürülerek marjinalleştiriliyor. Oysa hile düzeni gayet açık.Matematiğiyle ispatlanır ve herkesin anlayacağı dille ulaştırılırsa bu hile sisteminin tuzağı aynel yakin bilinecektir. İnsanlar zaten problemi yaşıyor ama tarif edemiyor. Burada hepimiz görevimizi yerine getirmeli ve bildiklerimizi tebliğ etmeliyiz. Herkes çevresinde on kişiye anlatsa bu iş yayılır gider.

    Sizler gibi herkesin bu işe sahip çıkması o yüzden çok önemli. Destekleriniz nedeniyle de en derin kalbi teşekkürlerimi sunuyorum. Allah’a emanet olun.

  3. faruk doğan diyor ki:

    hocam bursada bunun üzerine bir konferans ayarlayabilir miyiz katılırsanız?
    cevap için bana e-mail atabilir misiniz?

Leave a Reply

*

Muhtevasını değiştirmemek şartıyla yazılardan istifade edebilirsiniz.
© 2011 Prof. DR. B. Gültekin ÇETİNER · Subscribe:PostsComments · Designed by Theme Junkie · Powered by WordPress

Faiz Lobisi