Subscribe:Posts Comments

You Are Here: Home » Eğitim, Ekonomi, Makaleler, Yükseköğretim » Dershaneler kapanacak… Üniversite Giriş sınavı kalkacak (!)

Share in top social networks!

Dershaneler kapanacak… Üniversite Giriş sınavı kalkacak (!)

Dershaneler kapanacak ve üniversite sınavı kalkacak

Dershaneler kapanacak ve üniversite sınavı kalkacak

Başbakan Erdoğan’ın Seul yolunda yaptığı, dershanelerin kapanacağını ve üniversite giriş sınavlarının kaldırılacağını belirten açıklamaları epeyce tartışmalara neden oldu. Dershaneciler başta olmak üzere çeşitli çevreler bunun mümkün olmayacağını belirtse de genelde farklı görüşler ortaya çıktı.

Arınç gibi bazı siyasiler bunun iyi niyet konuşması olduğunu, dershanelerin kapatılması olarak algılanmaması gerektiğini belirtse de bir taraftan 6 aşamalı plandan bahsedilerek dershanelerin kapatılmasının mümkün olacağı özellikle hükümet çevrelerinde dillendirilmeye başlandı.

Son günlerde 4+4+4 (ya da 4×3) tartışmalarında görüldüğü üzere eğitim meseleleriyle ilgili olarak maalesef siyasiler eğitimcilerden daha çok konuşmakta. Bu pek iyiye işaret değil.

Eğitimde paradigma değişimi konusunda 6-7 sene önce yazmıştık. Orada öğrenmenin ne kadar sürede, hangi zaman aralıklarında, hangi öğrenme hızında, nerede ve nasıl gerçekleştiğinden ziyade öğrenmenin iyi şekilde gerçekleşip gerçekleşmediğinin sorgulanması gerektiğini vurgulamıştık. Kazanım ya da hedef temelli eğitim paradigması olarak isimlendirilen bu eğitim modelinde eğitim sürelerinin esnekliği çerçevesinde eğitim kazanımlarının ve yetkinliklerin en iyi şekilde öğrenilmesi esastır.

Öncelikle 4+4+4 veya 4×3 eğitimin eskisinden daha iyi olacağı düşüncesinde olduğumuzu belirterek bunun içinin yetkinlikler çerçevesinde doldurulması halinde mesleki teknik eğitimin güçlendirilmesi konusunda katkılar sağlayacağını ifade edeyim.

Ancak 4+4+4 eğitimin dershanelerin kapatılması ve üniversite giriş sınavlarının kaldırılması yönünde katkı sağlaması konusunda fazlaca umutlanılmaması gerektiğini söylemek gerekiyor.

Hatırlarsanız H. Çelik döneminde MEB, SBS sınavlarını koyarken dershanelerin tamamen kaldırılacağını beyan ederek heyecanla bu fikri savunmuşlardı. Daha sonraki süreçte dershanelerin alt seviyelere kadar neredeyse her sınıfı kapsayacak şekilde arttığı gözlemlendi. SBS sonrasındaki gelişmelerde dershane sayısı neredeyse ikiye katlandı.

Mühendisliğin temel kuralıdır. Sorunu yanlış tanımlarsak asla çözüm bulamayız. 4×3 eğitim de dershanelerin kapatılması için yeterli olmayacaktır. Zira üniversite giriş sınavları ve hatta öncesindeki dershanelerin işlevlerine baktığımızda dershanelere olan rağbetin temel nedeninin iyi bir üniversiteye giriş gayesi olduğu gözlemlenmektedir. 4+4+4 eğitim meslek değiştirmeleri yönünde olumlu katkılar sağlayacaktır ancak iyi bir üniversiteye yerleşme yönünde katkı sağlayacak en önemli şey yetersiz olan yüksekokullaşma oranının arttırılmasıdır.

Sorun üniversite sayısının ve kalitesinin yetersizliği

Elbette dershanelerin var olma nedeni sadece üniversiteye hazırlık değil. Ancak Türkiye’de dershanelerin alt seviyelerden başlayarak üst seviyelere kadar önemli ölçüde var olma nedeni üniversiteye giriş darboğazına odaklanmıştır. Bu yüzden kaliteli üniversite arzını artırmadıkça dershanelere olan ihtiyaç ortadan kalkmaz ve dershaneler de kapanmaz.

Pekiyi Türkiye’de kaç tane yeni üniversiteye ihtiyaç bulunmakta? Türkiye’nin nüfusu ABD ile karşılaştırıldığında bugün 165 olan mevcut üniversite sayısının en az 900 Japonya’yla karşılaştırıldığında ise 500 civarında olması gerekmektedir. Yani bu iki ülkeyle karşılaştırıldığında üniversite sayısının 3-5 katı kadar artması gereğinden bahsedilebilir.

Üniversite sayısının arttırılması dendiğinde pek çok kişi kalite sorununu dile getirmektedir. Doğru. Mevcut üniversitelerde kalite önemli bir sorundur. Ancak sorunun asıl sebebi üniversite sayısının çokluğundan ziyade yeterli finansman sağlanamaması, YÖK’ün mevcut yapısındaki tepeden inmeci anlayış nedeniyle öğrencilerin girdiği üniversiteyi beğenmeme durumunda serbest rekabeti destekleyecek şekilde yatay ve dikey geçiş yapılanmalarının var olmaması ve diğer idarecilik zafiyetleridir.

Henüz adamakıllı akreditasyon kurumları ve politikaları oturmamıştır. Akreditasyon kurumlarının YÖK’ün bünyesinde mi olacağı, bağımsız kurumlar mı olacağı başta olmak üzere pek çok karar henüz verilememiştir. Bunlar doğal olarak sayıdan bağımsız şekilde kaliteyi etkilemektedir.

Darbe döneminin ürünü olarak 17 üniversiteyi tepeden inmeci anlayışla yönetmek için kurulan YÖK bugün 170 civarında yani 10 katı üniversiteyi aynı paradigmayla yönetmeye çalışmaktadır.

Zaten mevcut haliyle yeni üniversitelerin finansmanı dahi yeterince karşılanamıyorsa 3-5 katı üniversite nasıl kurulacak? İş geliyor mevcut para finans sistemine yani Borca Dayalı Para Sistemi (BDPS)’ne dayanıyor. Mevcut finans sisteminde paranın asıl sahibi devlet değil. Paranın fiziksel olan %10’unu devlet tahvil/bono denen borçlanma süreçleriyle borçlanarak üretiyor. Paranın kalan %90’lık kısmını ise bankalar kısmi rezerv mekanizmasıyla kredi alanlar vasıtasıyla sanal yani hayali olarak üretiyorlar.

Pekiyi bu sistemde paranın hepsi borca dayalı üretildiğine göre yeni kurulacak en az 335 (500-165)  üniversite nasıl finanse edilecek? Yani Borca Dayalı Para Sistemi  (BDPS) devam ettiği sürece bu kadar sayıda üniversiteyi açmak ve finanse etmek pek mümkün değil.

Sonuç olarak söylemek gerekirse… Üniversite arzı yeterli hale gelmediği sürece yarış devam edecek yarış devam ettikçe de dershanelere ya da başka kurumlara olan talep de devam edecektir.

Öte yandan 3×4 eğitim modelinde önemli amaçlardan birisinin hem de erken yaşlarda olmak üzere mesleki ve teknik öğretime yönlendirme olduğu söyleniyor. Mesleki ve teknik öğretim.diğerlerine göre çok daha pahalıdır. Öğrenci başına en az 3500 Lira maliyeti olduğu belirtilen mesleki/teknik öğretim nasıl finanse edilecek?

Okurlarımızın gayet iyi bildiği gibi mevcut para sistemiyle (BDPS) parasını kendi basamayan devleti bundan men eden en önemli etken paranın bu sistemde borç olarak üretilmesi.

Bu paradigmaya sıkışmamış bir devleti ve bunun getireceği fırsatları düşünün.

Bugünkü şartlarda vakıf üniversiteleri çok pahalı olmasına rağmen oldukça önemli yükü kaldırmakta. Diğer yandan mevcut yasalara göre özel yani kar amaçlı üniversiteler kurulamıyor. Halbuki sadece vakıf değil özel üniversitelerin de yolu açılmalı ve tümü arasında devlet, vakıf veya özel ayrımı yapılmamalıdır. Dahası buralarda okuyan, öğrenim dönemini başarıyla tamamlamış her öğrenci başına ödemeyi devlet bu üniversitelere yapmalı ve yükseköğretim de dahil tüm eğitim parasız olmalıdır.

Hatırlanırsa yazılarımıza “500 bin yabancı öğrenciye ne dersiniz?” diye başlamıştık. Yüksek öğretim sadece yerel olarak düşünülmemelidir. Bölgemizdeki diğer ülkelerin vatandaşlarını da aynı alt yapıyla eğitebileceğimiz muazzam bir eğitim ekonomisi oluşturabilme ve eğitim ihraç eden ülke olma potansiyelimiz mevcuttur. 2023 Yükseköğretim Vizyonunda bunların pek çoğundan bahsedildiği için üniversiteler konusunda daha fazla yazmaya gerek yok.

Gelelim mesleki teknik eğitimin güçlendirilmesine. Bugünkü şartlarda mesleki teknik öğretim kurumlarının inşasında özel sektörün payı %1’in altında. Devletin öğrenci başına harcadığı 3500 lirayı özel sektöre verdiğinizde çok daha etkin ve verimli eğitimi verecek kurumlar süratle kurulacaktır.

Tüm bunların mevcut paradigmayla gerçekleştirilmesi mümkün değildir. MutlakaBDPS’nin değiştirilmesi bunun için de öğrenilmiş çaresizlik sarmalından kurtularak vizyon, irade ve kararlılığın gösterilmesi gerekmektedir.

Prof. Dr. B. Gültekin Çetiner / Haber 7
http://www.drcetiner.org
twitter.com/drcetiner

 

Share this:
Share this page via Email Share this page via Stumble Upon Share this page via Digg this Share this page via Facebook Share this page via Twitter

Share in top social networks!

2 Comments

  1. selim aydın diyor ki:

    Selamün aleyküm hocam….

    Hocam, hatırlarsanız ilk şike yasasındaki cezaları artıran hükümet; davanın büyük isimlere uzandığını görünce tam yedi ay sonra şike cezalarına yeniden ayar vermek zorunda kaldı. Futbol sektörünün, ergenekonun darphanesi olduğunu biliyoruz…. Biraz acemice(!) bir soru olacak ama şike davası ve yasasının BDPS ile (bir bağlantısı var mı demeyeceğim) bağlantısı ‘ne’ diye sormak istiyorum. Yoksa Aziz Yıldırım ve diğer başkanların girdikleri NATO ihaleleriyle bir bağlantısı mı var?

  2. selim aydın diyor ki:

    Hocam ayrıca dershaneler konusunda da buradan bir soru sormak istiyorum. Bildiğiniz gibi bugün dershanelerin büyük ekseriyeti ‘The cemaat’in elinde, ve The cemaat’in dershanelerin resmi statüsünü maske gibi kullanarak, bu kurumları kendi ideolojisine adeta bir devşirme seçme kampı gibi kullandığı herkesçe biliniyor. Diyorum ki hükümetin dershaneleri kapatma niyetinin öğrencilerin geleceğini ilgilendiren boyutundan daha ziyade; hükümetin Mit krizi ile zedelenmemiş gibi gösterilmeye çalışılan ‘kutsal ittifak’ ın artık bozulduğu ve hükümetin bu hamlesini bir nevi ”bataklığı kurutma” çıkışı olarak görebilir miyiz.? Çünkü mevcut düzende yeni üniversite açmadan üniversite sınavının kaldırılamayacağını ve de buna bağlı olarak dershanelere olan ihtiyacın ortadan kalkmayacağını başbakanın (başka bir planı yoksa) bizden iyi biliyor olması gerekiyor bence… Bu kanıya varmamın sebebi ise ‘’Bu yola çıkmadan 10 yıl önce The cemmat’in, akp hükümetine verdiği destek, bugün kendisinden öyle bir bağımsız halde geldi ki, artık muhafazakar olmayan seçmen de Akp hükümetini destekler oldu. Hal böyle olunca Akp, The cemaat’e artık sana ihtiyacım yok demek istiyor kanımca siz ne dersiniz.?

Leave a Reply

*

Muhtevasını değiştirmemek şartıyla yazılardan istifade edebilirsiniz.
© 2012 Prof. DR. B. Gültekin ÇETİNER · Subscribe:PostsComments · Designed by Theme Junkie · Powered by WordPress

Faiz Lobisi