Subscribe:Posts Comments

You Are Here: Home » Ekonomi, Makaleler, Vizyon » 2023 Türkiye Vizyonu

Share in top social networks!

2023 Türkiye Vizyonu

Vizyon 2023

Vizyon 2023

2023 yılında Türkiye vizyonu veya hedeflerinden bahsedildiğinde önde gelen ilkler arasında “2 trilyon dolarlık bir ekonomi ile Dünyanın ilk 10 büyük ekonomisi arasına girmek”, “500 milyar dolarlık ihracat”, “Kişi başına düşen 20 bin doların üstünde milli gelir”, “Ortalama yüzde 7’ler seviyesinde büyüme oranları” ve “İstanbul’u dünyanın önemli finans şehirlerinden biri yapmak” gibi pek çok şey sayılmaktadır.

Bu amaçla çeşitli devlet kurumlarında 2023 yılı için gerçekleştirilmesi amacıyla 100 hedef belirlenmiş. Bu hedeflerin içerisinde maalesef borcun milli gelire oranının düşürülmesi ve borçlanmaların azaltılması yönünde herhangi bir hedef yer almamakta.

İlk bakıldığında belirlenenlerin büyük hedefler olduğu kabul edilmekle beraber mevcut BDPS içerisinde aslında kendi başına fazla belirleyici olmadığı bilinmelidir. Zira bu saydığımız hedeflerin pek çoğu örneğin İtalya için fazlasıyla gerçekleştirilmiştir. Buna rağmen borç batağındaki PIIGS ülkeleri içerisinde Yunanistan’dan sonra en sorunlu ülkelerden birisi olarak zikredilmektedir.

Büyük ihtimal İtalyalılar da 15-20 yıl önce benzer hedefleri zikrederek geleceğe çok umutla bakıyorlardı. Bugün bu hedeflere fazlasıyla ulaşmış görünüyorlar. İtalya şu anda 2 trilyon doları aşan ekonomisiyle Dünyanın ilk 10 ekonomisi arasında. İhracatı 500 milyar dolar civarında ve kişi başına düşen milli geliri de 32 bin doların yani bizim 2023’te hedeflediğimiz rakamın çok üstünde.

Fakat tüm bunlar bugün Avrupa’nın BDPS nedeniyle içine düştüğü borç krizinde muhtemelen Yunanistan’dan sonraki ülke durumundaki İtalya’nın neden iflasın eşiğine sürüklendiğini açıklamaya yetmiyor.

Soru: Pekiyi. Bir ülke için neden böyle yüksek hedefleri gerçekleştirmesine rağmen borçların sürdürülememesinden ve iflasından söz edilebilir?

Cevap: Kısaca BDPS nedeniyledir.

Zira servetleri ölçmesi gereken paranın üretildiği sistem sorunludur. Bu küresel sistem artık parayı bir ölçü aracı olmaktan çıkarmıştır ve sistem sürekli borç üretmektedir.

Bu para sistemindeki kısmi rezerv mekanizmasıyla piyasadaki paranın %90 civarındaki kahir ekseriyeti bankalar tarafından kredi/borç verme süreçlerinin doğal sonucu olarak sanal şekilde üretilmektedir. Vatandaşların borçlanma senetlerindeki imzalara karşılık üretilen kaydî para olarak adlandırılan bu para elektronik bilgiler olarak mevcuttur. Fiziksel kağıt para olarak bulunmamaktadır.

Kalan %10’luk fiziksel para da benzer şekilde bu kez devletin borçlanması şeklinde üretilmektedir. Yani piyasada mevcut paranın hepsi borca dayalı olarak üretilmektedir.

Durum böyle olunca ekonominin büyümesi sonucunda ekonomik büyümeyi ifade etmek için basılan her yeni para aynı zamanda devletin borcunu artırmakta, kaldıraç etkisiyle bu basılan yeni ilave borç paranın 9 katını sanal şekilde “yaratma” yetkisini de bankalara bağışlamaktadır.

Bu tür bir ekonomide borçlandırma nedeniyle önce kâğıt paranın daha sonra da servetin kendisinin bankalara aktarıldığı bir kara delik bulunmaktadır.

Yeni borçlanmalar olduğu sürece sistem sürdürülebiliyor denmekte. Burada en önemli parametre borcun milli gelire oranı deniyor. Referans noktası denilen rakama göre bir ülkenin borcunun milli gelire oranı %60’lar civarında ise sürdürülebilir borç olarak kabul ediliyor. Bu rakam Avrupa Birliğinde ortalama olarak söz konusu değeri aşıp %85’leri geçmiş durumda. Yunanistan ve İtalya gibi ülkelerde ise %100’den fazladır.

Ancak ihmal edilen önemli diğer bir gerçek şudur. Borçlanmalar “Son beş dakika”da anlatıldığı gibi bileşik faizlerle olmaktadır. Yani bu senenin 100 lirası üzerinden %5 faiz gelecek sene ile ondan sonraki senelerde farklı olacaktır. Borçlanmanın hızını büyüme hızıyla karşılaştırdığımızda sürdürülemez durum hemen gözükmektedir.

Öte yandan borçluluğun oranına bakılmaksızın bu sistemin karşı çıkılması gereken en önemi tarafı servetleri haksız bir şekilde toplumun alt gelirli katmanlardan üstteki belli azınlığa aktarmasıdır.

BDPS yüzünden borca dayalı bu ekonomik büyümede alt/üst yapısını tamamlamış, doygunluğa ulaşmış batı ülkelerinin en büyük açmazı da bu. Ekonomik doygunluk nedeniyle ekonomilerini eskisi gibi büyütmeleri pek mümkün değil. Büyümede veya milli gelirin artışında yavaşlama olurken borçlanma bir anlamda bundan bağımsız bileşik faizle olanca hızıyla devam ettiği için artık belli noktadan sonra borcun milli gelire oranı daha hızlı şekilde artmak zorunda. Neticede buyurun Yunanistan’a yapılan saç tıraşına

İşte BDPS değiştirilmeden gerçekleşen büyümelerin açmazı burada ve yetkilileri endişelendirmeli. Zira bu borcu ödeyecek olan ve cefasını çekecek olan bizim çocuklarımız veya torunlarımız. Onlara 2023 yılında 2 trilyon dolarlık bir ekonomi, 500 milyar dolar ihracat ve en az bir o kadar (ya da kuvvetle muhtemelen daha fazlası) ithalata dayalı bir ekonomi ve kişi başına 20 bin dolarlık bir ekonomi bırakabiliriz.

2023 vizyonunu oluştururken sorulması gereken şu olmalı: Gelecek nesillere bu BDPS’yle borcun milli gelire oranı %100’ü aşmış bir ülke, gırtlaklarına kadar içine gömülecekleri bir borç yani bugünün İtalya’sını bırakmamak için stratejik hedeflerimiz nelerdir? Kısaca BDPS’den vazgeçilmesi konusunda bir vizyon var mıdır?

2 trilyon dolarlık borç ekonomisinde yani bir anlamda bugünün İtalya’sında yaşamak zorunda kalacak olan, üstüne üstlük özelleştirilecek/satılacak varlıkları da olmayan gelecek nesiller  “Ne yaptınız siz?” diye sorduklarında ne cevap vereceğiz?

Share this:
Share this page via Email Share this page via Stumble Upon Share this page via Digg this Share this page via Facebook Share this page via Twitter

Share in top social networks!

Leave a Reply

*

Muhtevasını değiştirmemek şartıyla yazılardan istifade edebilirsiniz.
© 2012 Prof. DR. B. Gültekin ÇETİNER · Subscribe:PostsComments · Designed by Theme Junkie · Powered by WordPress

Faiz Lobisi