Subscribe:Posts Comments

You Are Here: Home » Ekonomi, Makaleler » Asya Tipi Üretim Tarzı (ATÜT) ve Osmanlı Toplumu

Share in top social networks!

Asya Tipi Üretim Tarzı (ATÜT) ve Osmanlı Toplumu

Asya Tipi Üretim Tarzı (ATÜT) ve Osmanlı Toplumu

Asya Tipi Üretim Tarzı (ATÜT) ve Osmanlı Toplumu

Ülkemizde her kesimden insanın mutlaka okuması gereken eserlerden birisi. Kıymeti ve söyledikleri anlaşılmayan bir bilim adamı olan Prof. Dr. Sencer Divitçioğlu’nun kitabı “Asya Tipi Üretim Tarzı (ATÜT) ve Osmanlı Toplumu”. Sencer hoca Marksizm’den gelen ve yazdığı bu kitap nedeniyle sol camiadan aforoz edilen bir bilim adamı. Kitabının çıkış noktası Marx’ın Doğu toplumları ve özellikle Osmanlı hakkındaki çoğu doğru olan “Asya Tipi Üretim Tarzı” tespitlerinden yola çıkmış olması nedeniyle sağ kesim tarafından da dışlanan birisi. Kişisel olarak söylemek gerekirse Osmanlı İktisadi sistemini anlamak açısından fikirleri üzerinde çok konuşulması  gereken bir bilim adamı.

Sencer hocanın “Asya Tipi Üretim Tarzı (ATÜT) ve Osmanlı Toplumu” ülkemizde tabir caizse Müslüman sol çıkarmaya çalışan Dr. Hikmet Kıvılcımlı başta olmak üzere soldan çeşitli aydınlara da ilham kaynağı olmuştur. Asya Tipi Üretim Tarzı (ATÜT) Kemal Tahir üzerinde de çok etkili olmuştur.

Kemal Tahir ‘in ATÜT üzerine ilgisine ilişkin aşağıdaki tespitler önemlidir:

Kemal Tahir’i diğer Türk romancılarından ayıran en önemli özellik, bazı roman kişilikleri aracılığıyla dile getirdiği tarihsel toplumsal görüşleridir. Nedir bu görüşler? Kemal Tahir’in radikal ve ateşli solcular tarafından “sağcılıkla”, Kemalistler tarafından da “gericilikle” suçlanmasına, yerden yere vurulmasına neden olan fikirler…

Her şeyden evvel, Kemal Tahir Türk toplumunun gelişim ve evrelerini Batı toplumu ile bir tutmamış, tarihsel ve toplumsal meseleleri de bu çıkış noktasıyla ele almıştır. Çünkü, “Doğu devlet tipi”ni tartışmaya açan Tahir’e göre, tarih doğu’da batı’da olduğundan daha farklı şekilleniyordu. İşte bu yüzden Türk toplumunu anlamak için Osmanlı toplum yapısına merdiven dayamak gerekmektedir.

Kemal Tahir Osmanlı konusundaki görüşlerini “Devlet Ana” adlı romanıyla dile getirdi. Yıl 1967 idi. Bu romandan evvel 1960’lı yıllarda Marks’ın Asya Tipi Üretim Tarzı Türk sosyalizminin gündemine girdi.

İşte bu ATÜT tezi Kemal Tahir’in fikir dünyasının temelini oluşturdu. Tahir’e göre; Bizans, ilk dönemlerinde halkı kollayan, onu sömürmeyen (yada az sömüren)“devletçi” bir model uyguluyordu. Halk da hoşnuttu. Ne var ki sonraki dönemlerde Bizans ATÜT’den ayrılarak tekfurlar eliyle Avrupa feodalliğine benzemeye başladı. Böylece halktan yana olan “insancıl sistem” bozulmaya başladı. Osmanlılar ise işte tam bu yıllarda “Tımar” yada bir başka ad ile “Ikta” sistemine geçerek eski devletçi Bizans modeliyle Ortadoğu devlet biçimlerinin bir sentezini kuruyordu.

Hamurunda dini inançlara ve insana duyulan saygı ve sevgi olan bu model, yükselmekte olan Avrupa feodalizminden daha insancıl ve daha ferah bir yaşam vaat ediği için başta Balkan halkları olmak üzere bütün Doğu Avrupa toplumlarını, köylülerini akın akın Osmanlı bayrağı altına çekiyordu. Köylüler Avrupa feodalizminin zulmünden kaçıyordu. Osmanlı tarihçilerinin araştırmaları da incelendiğinde, ki Kemal Tahir’e de ilham kaynağı olmuş olan Halil İnalcık hocamızın da vardığı sonuç budur. İşte Osmanlı’nın kolayca büyüyüp yayılıp yüzyıllarca ayakta kalabilmesinin sırrı bu sistemdedir: “Tımar” yada “Ikta” sistemi. Ana sebep, ne“İman gücünde” ne de “yeşil sarıklıların” yardımlarında, yalnızca ama yalnızca bilimde, ekonomik şartlarda yatmaktadır…

Tahir, “Tımarlı sipahi sistemini” uygulayan Osmanlı devlet ve toplum yapısını sınıfsız olarak takdim etmektedir. Kemal Tahir’in Osmanlı’ya duyduğu hayranlık bilimsel çalışmalarında ne denli etkili ve yönlendirici oldu bilinmez. Fakat Kemal Tahir, kendince sınıfsız olan bu toplum yapısının, dümen batılılaşmaya kırılmasaydı sosyalizme gideceğini iddia etmiştir. (Kaynak: https://kemaltahir.wordpress.com/bir-osmanli-komunisti-kemal-tahir/)

Kemal Tahir Osmanlı’yı sınıfsız toplum olarak saymakla beraber ATÜT’ü ülkemizde ilk olarak ayrıntılı işleyen Sencer Divitçioğlu hocanın tespiti daha farklı. Sencer hocaya göre Osmanlı sınıflı bir toplumdur:

Osmanlı toplumunda aslî üretim aracı olan toprağın mülkiyeti devlete aittir, dedik. Soyut devlet sultan ülema ve asker üçlüsünden oluşan hâkim bir sınıf tarafından temsil edilmektedir. Toprağın mülkiyetinden yoksun olan üretici sınıf ise reayadır. Öyle ise, reaya tâbi sınıftır. Bundan dolayı da, Osmanlı toplumu sınıflı bir toplumdur. (Sencer Divitçioğlu, Asya Üretim Tarzı ve Osmanlı Toplumu)

Ancak bu sınıflılığı da batıdaki köle ve feodal dönemin serflerinden şöyle ayrır:

Maamafih, yapılan bu sınıf yorumu daha fazla bir açıklamaya muhtaçtır. Çünkü Osmanlı toplumun- da mülkiyet kümesi ile tahlil edilen sınıf ilişkileri, tasarruf altkümesinden dolayı bazı özellikler gösterir. Eğr gerçekten, Osmanlı toplumunda reayanın toprak üzerinde tasarruf hakkı varsa, raiye-birey üretimin nesnel şartları ile yani, üretimin amacı ve aracı ile birlik halindedir. Raiye-birey, üretimin nesnel şartlarından ayrılmamıştır. Bu bakımdan Osmanlı raiye-bireyi ne köle, hattâ ne de serfdir. Toprağı tasarruf ettiğinden dolayı hür köylüdür.

Prof. Dr. Sencer Divitçioğlu’nun 1960’larda Asya Tipi Üretim Tarzı (ATÜT) saptamasından yola çıkarak yaptığı analizler günümüzün Türkiye’sini anlamak için çok değerlidir. Sencer Divitçioğlu, Milli Görüş hareketinin doğduğu günlerde, Türkiye’de olup bitecekleri şöyle değerlendirmişti:

“Adalet Partisi içinde gelişen hareket mukaddesatçılar tarafından temsil edilmektedir. Öyle gözükmektedir ki, bu hareketin yüklendiği tarihi ve toplumsal görev, aslında üstyapı çelişkilerinden kalkarak, kuşatımı pek iyi belirtilmeden, aslî sınıf ilişkilerine değinmek; yani bir yandan Batı emperyalizminin bir uzantısı olan burjuva kültürüne karşı Türk-Müslüman kültürünü savunmak, öte yandan emperyalist ve tekelci mason ve komprador iş çevreleri ile savaşmaktır.

Böylece istenilen, emperyalizmin ve tekelci burjuvazinin mutlak egemenliğini kırarak, Türk kültürüne dönük bir toplum kurmaktır. Bundan dolayı, Konya’da yeşermekte olan, önceleri takunyalılar diye alaya alınan, şimdi de Türk kamu oyunu derinliğine ilgilendirmeye başlayan mukaddesatçılar hareketini yakından takip etmek gereklidir.

Mukaddesatçıların, yukarda anahatları verilmeye çalışılan aslî ve talî sınıf ilişkilerinden hareket ederek, ideoloji ve eylemlerini sağlam bir toplumsal temele oturtmak üzere oldukları düşünülebilir. İşledikleri konu ve yerleştikleri ortam toplumun talî ve aslî çelişkilerine dayanan bir potansiyeldir.

Hareketin dayanağı, başlangıcı ve geliştiği ortam, Türk halk tabakasının iktisadi ve kültürel gerçeklerini yansıtmaktadır. Fakat ne var ki, bu hareketin başındakilerin [...] verdikleri demeçler, niyetlerinin [...], hakim sınıf içinde mutlak bir güce sahip olan büyük şehir komprador, mason burjuvazisinin egemenliği yerine Anadolu tüccarı burjuvazisinin (yarının sanayicisinin) egemenliğini ikame etmektir.

Dünya görüşleri tam olarak belirlenmediğinden vakit henüz erkense de, bu hareketin de yakın Türk toplumsal tarihinin tanık olduğu gibi, levantenler ile Müslüman burjuvazi, ittihat ve terakkiciler ile itilafçılar arasındaki hakim sınıf çatışmalarına benzediği söylenebilir. O vakit, bu çelişme zincirine bir de mason-mukaddesatçı halkası eklenmiş olur.”

Milli Görüş’ün evrileceği yeri  göstermesi bakımından son kısımlarını tekrar edelim: “…hakim sınıf içinde mutlak bir güce sahip olan büyük şehir komprador, mason burjuvazisinin egemenliği yerine Anadolu tüccarı burjuvazisinin (yarının sanayicisinin) egemenliğini ikame etmektir”

Kitabı yüklemek için aşağıdaki bağlantıyı tıklayın..

Kitabı İndir

Share this:
Share this page via Email Share this page via Stumble Upon Share this page via Digg this Share this page via Facebook Share this page via Twitter

Share in top social networks!

Leave a Reply

*

Muhtevasını değiştirmemek şartıyla yazılardan istifade edebilirsiniz.
© 2016 Prof. DR. B. Gültekin ÇETİNER · Subscribe:PostsComments · Designed by Theme Junkie · Powered by WordPress

Faiz Lobisi