Subscribe:Posts Comments

You Are Here: Home » Ekonomi, Makaleler » Bankacı sosyalizmi

Share in top social networks!

Bankacı sosyalizmi

Dünyanın götürülmeye çalışıldığı yeri tahmin etmeye çalıştığımızda antitez olarak “Kapitalizm olmadı sosyalizmle deneyelim” benzeri bir paradigmanın ağır bastığını söyleyebiliriz.

Yazının orijinali: ABD’de sosyalizmin ayak sesleri mi?

Rusya daha önce ABD’ye yaptığı sosyalizmuyarısında Amerika’nın Rusya tarihinden ders almasını ve ekonomik faaliyetlere devlet olarak aşırı müdahalede bulunmamasını tavsiye etmişti. Putin’in, Sovyetler Birliği döneminde Rusya’nın devletin rolünü mutlak hale getirerek Sovyet ekonomisini rekabet edemez duruma düşürdüğünü ve bunun kendilerine pahalıya patladığını belirttiği Davos açılışında yaptığı konuşmanın üzerinden iki sene geçti.

Belki ABD Hükümeti o kadar müdahale etmedi ancak Fed o uyarıdan bu yana sürekli şekilde müdahalelere, parasal gevşeme adı altında bedava para basma ve toksik varlıkların temizlenmesi gibi pek çok politikalara devam etmekte. Wall Street işgalinden sonra devlet olarak müdahaleler de dozunu artırmaya başladı. Sosyalizmle ilgili meseleye tekrar gelmeden önce olayı biraz daha açarak ele alalım.

Arap Baharı ardından başlayan Wall Street İşgali eylemleri ve sonrasında diğer ülkelere sıçrayan protesto gösterileri borç sarmalının ve yoksulluğun küresel boyutlarını göstermekte. Ortaya çıkan küçük kıvılcımlar büyük gösterileri tetikleyerek Arap baharı örneğinde olduğu gibi 30-40 yıllık güçlü iktidarları devirebilen hareket haline gelebilmektedir. Hem de devrim diye nitelendirebilmemiz için gerekli temel soruları cevapsız bırakmalarına rağmen.

Öncelikle, Hz. Ali’nin borç ve yoksulluğun yıkıcı gücünü ifade etmek için “Demire, kayaya ve kamçıya direndik. Ancak borcun ağır yüküne tahammül edemedik.” ve “Yoksulluk adam olarak önüme çıkacak olsa onu öldürürdüm” şeklindeki sözlerini hatırlatmakta yarar var.

Geçtiğimiz günlerde uluslararası bir sempozyumda aralarında Tunus, Libya, Suriye ve Mısır’dan sosyal bilimcilerin yer aldığı bir panelde gözlemlediğime göre bu ülkelerdeki sosyal bilimcilerin kafası çok karışık. Gerçekleştirilenleri devrim olarak niteleme konusunda büyük tereddütleri var. Hepsinin ortak görüşü; bu hareketleri gerçekleştirenlerin sonraki adımlar ve neler yapılması gerektiği konusunda pek fikre sahip olmadıkları yönünde. En önemlisi de, panelde olaylara küresel finans kapital boyutundan bakan tek bir kişinin olmaması.

Halbuki, Tunus’ta uzun süre işsiz kalan üniversite mezunu seyyar satıcı gencin arabasına polisçe el konulması sonucu kendini yakmasıyla başlayan isyan hareketinde, Mısır’da benzer şekilde polis karakolunda gencin işkenceyle öldürülmesi sonrasında çıkan olaylarda, Wall Street İşgali ve diğer ülkelerdeki gösterilerde finans sisteminin ana ürünü borç ve yoksulluğun önemli tesirleri öne çıkmakta.

Dünya üzerinde milyonlarca insan yoksulluktan kaynaklanan açlık nedeniyle ölmekte ve milyarlarcası yoksulluk sınırının altında yaşamını sürdürmeye çalışmakta. Büyük çoğunluk (Wall Street’çilerin %99 dediği) borç yükü altında ezilmekte. Fertleri bir tarafa bırakalım borcu olmayan tek bir ülke yok. Bunların başında gelen ABD’nin neden borçlarını ödeyemediği açıklanmıştı. Burada hemen “Herkes borçluysa birisinin alacaklı olması gerekmez mi? Kime veya kimlere borçluyuz?” soruları akla geliyor. Çökmekte olan mevcut para sistemi sayesinde çizgi filmdeki Toprak kasabasında yaşayan zavallı yaratıkların durumuna düştük.

2008 yılından beri şiddeti gittikçe artan sorunların çözümünün bir paradigma değişimini gerektirdiğini sanırım sonunda herkes kavramaya başlamıştır.

Ancak dünyanın içinde bulunduğu ekonomik çöküşün nedeni olan mevcut paradigma bizzat tezi üretenler ya da kaymağını yiyenler tarafından değiştirilmeye çalışılmakta. Yani bugünün nedeni olan tezi üretenler tüm dünya için anti tezi de kendileri üretmeye çalışıyorlar. Nedenini söylemeye gerek var mı? Artık pek çok çevrede ortaya çıkan görüş küresel düzeyde ekonomik değişikliklerinin ve yeni ekonomik teorilerin uygulanmaya geçilmesi anlamına gelmekte. Bu, önümüzdeki yıllarda ekonomi kitaplarının yeniden yazıldığına tanık olacağız anlamına gelmektedir.

Bugünkü borç ekonomisinin ve yıkımların temel nedeninin paranın borca dayalı olarak üretildiği mekanizmadan kaynaklandığını daha önce açıklamıştık. Karşılaştırma yapmak gerekirse kan insan vücudu için nasıl hayati bir işleve sahip ise para da dünya ekonomisindeki kan gibidir. Bugünkü ödenemeyen borçların yol açtığı yoksulluğun temel nedeni paranın üretilme yöntemidir(BDPS).

Problem yanlış tanımlanırsa hiçbir zaman gerçek çözüme ulaşılamaz. Tıp ve mühendislik başta olmak üzere bilim dünyası bunun örnekleriyle doludur. Ne yazık ki ekonomi dünyasında bu kural fazlaca çalıştırılmıyor ve paranın sorunlu üretilme yöntemini sorgulama yerine sonuçları pansuman edilmeye çalışılıyor.

Paradigma felci dediğimiz kavram burada tam yerine oturuyor. Gerçek çözümün mevcut paradigmanın içinden çıkması mümkün görünmüyor.

Mevcut tezlerin antitezlerini de aynı paradigma ile oluşturmaya çalışmanın insanoğluna bol borç, sefalet ve gözyaşından başka vereceği fazlaca bir şey yok. Paranın ölçü olma vasfını koruyup gözeten adil bir para kredi sistemi kurulmadıkça gerçek çözüm ortaya konulamaz. O da ancak paradigma dışından ve İslam Dünyasından neşet edebilir. Bu, Türkiye’ye önemli görev ve sorumlulukları yüklemesi yanında büyük fırsatları beraberinde getirmektedir.

Artık doların yerine yeni bir küresel rezerv para biriminin getirilmesi gerektiğini kendileri söylemekte. Gelişmelere bakıldığında ulus devletlerin küresel bir devletle ikame edilmeye çalışılacağından bahsedenleri artık ne kâhinlikle ne de komplo teorisyenliğiyle nitelemek mümkün. Doların saltanatının kaçınılmaz bir şekilde sona ermekte olduğu artık çok farklı ortamlarda ifade ediliyor. Sıkıntı ise yeni küresel paraya ve mümkünse tek devlete uygun bir geçiş yolunun bulunmasında. Buna ilişkin çalışmaların çoğu komplo teorisi şeklinde değerlendirilse de dünya kamuoyuna uzun süre önce yansımış durumda ve değişik çevrelerde tartışılıyor.

Bunlardan birisi geçiş aşamasında tüm insanları birleştirecek ortak bir düşmanın bulunmasını ön görüyor. Demir Dağı isimli bu raporda insanlığı tek devlet kurulmasına ikna konusunda birleştirecek şeyler tartışılmış. Bunlar arasında uzaydan gelecek sanal tehditlerden tutun yapay çevre felaketlerine kadar epeyce senaryo üretilmiş.  Konuyla ilgili çalışmaların ilklerinden birisi olan Demir Dağı Raporu 1967 yılında yayımlandığında şaşkınlıkla karşılanıp düzmece mi yoksa ciddi bir rapor mu olduğu konusunda tartışmalar yaşansa da bugünkü koşullarda daha anlaşılır bir içeriğe sahip. Diğer muhtemel ortak düşmanlar konusunda rapora bakabilirsiniz. Ancak bugünkü koşullara bakıldığında ortak düşman olarak ortaya çıkan çok daha iyi bir şey var: borç ve yoksulluk.

Yoksulluk tek dünya devletine giden yolda ortak düşman olabilirse belki “kapitalizm dönemi bitti sosyalizm dönemine başlayalım” fikrini insanlara kabul ettirmeleri ve aynı para sistemini sosyalizm altında benzer şekilde yeniden başlatmaları mümkün olabilir. Küresel sosyalizm adı altında tüm dünyada pazarlanabilecek bu sistemde serbest piyasa ekonomisi çalışmıyor denilerek sosyalist ekonominin temel unsurlarından olan tepeden planlamacı yaklaşım denenebilir. Sınıfların ortadan kaldırılması bahanesiyle özel mülk edinmenin sınırlandırılması dahil olmak üzere pek çok tedbirlerin merkezi devlet tarafından alınması ve istibdat uygulamaları pekala gerekçelendirilebilir. Hatta mevcudun üst aşaması olan bir durum ile fiziksel paranın bir şekilde ortadan kaldırılması (RFID çip) gibi çeşitli seçenekler gündeme gelebilir.

Bu çabaların başarılı olamayacağına, adil ve borca dayalı olmayan bir para sisteminin kurulabileceğine dair yine de inancım var. Çünkü zulüm ile abad olunmaz. 40 yıldır sürdürülmeye çalışılan bu sistemin insanlığı getirdiği nokta belli.

Dünyanın götürülmeye çalışıldığı yeri tahmin etmeye çalıştığımızda antitez olarak “Kapitalizm olmadı sosyalizmle deneyelim” benzeri bir paradigmanın ağır bastığını söyleyebiliriz. Bu konuda en deneyimli ülke olan Rusya’nın ABD’yi sosyalizme gidiyorsunuz diye uyarması boşuna değil.

Bizim görüşümüzü merak ediyorsanız söyleyelim. Para yine borca dayalıolarak basılacaksa ha kapitalizm, ha sosyalizm fark etmez. Önemli olan parayı kimlerin bastığı ve miktarını kontrol ettiği değil mi?

Geçici de olsa başarılı olunduğu takdirde bu durum, “Marks’ın öngörüsü gerçekleşti ve sosyalizm kapitalizmin yerini aldı” diye sunulacaktır. Ancak sosyalizm geliyor zannıyla geniş yığınların haklarını savunma gayret ve çabasındaki gerçek sosyalistler boşuna sevinmesin. Bu sosyalizm onların hayallerini süsleyen katılımcı ve emekçilerin baş tacı edildiği bir sosyalizm değil. Tıpkı kapitalizm serbest piyasa ekonomisi olarak pazarlandığı halde öyle olmadığı gibi…

Share this:
Share this page via Email Share this page via Stumble Upon Share this page via Digg this Share this page via Facebook Share this page via Twitter

Share in top social networks!

Leave a Reply

*

Muhtevasını değiştirmemek şartıyla yazılardan istifade edebilirsiniz.
© 2011 Prof. DR. B. Gültekin ÇETİNER · Subscribe:PostsComments · Designed by Theme Junkie · Powered by WordPress

Faiz Lobisi