Subscribe:Posts Comments

You Are Here: Home » Ekonomi, Makaleler » BU İŞTEN KİM KARLI ÇIKTI?

Share in top social networks!

Aşağıdaki hikayeyi paranın işlevini anlatmak için veriyorum.

Aynı zamanda bir yanal düşünme sorusu…

BU İŞTEN KİM KARLI ÇIKTI?

Mevsim yaz, aylardan Ağustos ayı … Riviera kıyısında küçük bir kasaba. Yaz sezonu ancak yağmur yağıyor yani kasaba bomboş … Bu kasabada herkesin birbirine borcu var ve veresiye ile iş yapıyorlar.

Kasabadaki tek otelin sinek avladığı şu sıralarda şans eseri otele zengin bir Yahudi müşteri geliyor ve otel sahibine 100 dolar bırakıp, anahtarı alarak odaya yerleşmeye çıkıyor.

Otel sahibi hemen parayı alıp kasaba olan borcunu ödüyor. Kasap parayı hemen toptancıya götürüp borcunu kapatıyor. Toptancı büyük bir sevinçle parayı aldığı gibi kendisine veresiye hizmet veren berbere götürüp borcunu ödüyor. Berber de doğruca otele gelip otel sahibine olan konaklama borcunu ödüyor.

Bu arada yahudi müşteri odadan aşağıya iniyor ve odayı beğenmediğini söyleyerek otel sahibine verdiği 100 doları geri alıp otelden çıkarak gidiyor.

Ancak ortada garip bir matematiksel problem var; Şimdi bu işten kim karlı çıktı ?

 

Share this:
Share this page via Email Share this page via Stumble Upon Share this page via Digg this Share this page via Facebook Share this page via Twitter

Share in top social networks!
Etiketler:, ,

40 Comments

  1. selim aydın diyor ki:

    selamun aleyküm hocam..

    Bu soruya fecebooktaki verilen iki cevaba da baktım. Her ikisi de yahudi müşterinin otel sahibi aracılığı ile dolaşıma soktuğu 100 doların sadece bir borç döngüsünü çevirdiğinden bahsetmiş, herkesin borcunun bittiğinden ve rahatlamadan bahsetmişler. Ancak göremedikleri bir ayrıntı var. Borçlar ödendi ama 100 dolar geldiği yere geri döndü, yani piyasada yine para yok.insanların ihtiyaçları da ortadan kalkmadı. Yine alış verişe gitmek zorundalar. Bu da yine borçla ve veresiye alış veriş demektir. Kısaca; para yoksa, borç ödeme yok.! Eğer yahudi müşteri, otel sahibinden odalar kötü olduğundan dolayı turizm bakanlığına şikayet etmemek için ceza olarak 100 doları, 1 dolar fazla geri isteseydi (100+1=101) işte o zaman kasabanın vay haline… Bu işlemi o kötü otele gelen bütün müşterilerin yaptığını düşünün. Alın size BDPS ‘nin amcasının oğlu…

  2. Gultekin Cetiner diyor ki:

    Aleykumselam
    Ben cevabı size burada yorum olarak yazmıştım. Ancak konu çok önemli olduğundan yorumumu hemen gizledim. Biraz da tepkileri görmek için. Sanırım yorum kısa süre kaldığı için siz de göremediniz :)
    Yorumu açıyorum şimdi.

    Bu yazıyı izninizle müstakil bir yazıda kullanmak istiyorum. Dediğiniz şey biraz farkla benim cevapta da vardı. Diyelim bu kasabada otelin yahudi müşterisi banka kurup her birini %5 faizli borçlandırsaydı ne olurdu? Herkes 100 dolar borcunu ödemek için 5 dolar bankacıya borçlanırdı. Üstelik bileşik faizle. Burada otel müşterisini parayı faizsiz basan bir MB gibi düşünün. Tabi 100 doları geri çekmiyor. Örneğiniz paranın dolaşımına da güzel bir örnek. Yukarıdaki örnekte ekonomide gereken para 100 dolar. Bunun üzerine konan her faiz/kar payı dengeyi bozup yeni paraların basılmasını gerektiriyor.

    BDPS’yi açıklamak için kullanılabilecek güzel bir örnek. Tekrar teşekkür ediyorum.
    Selam sevgi ve saygılarımla

  3. Emre KAYA diyor ki:

    ben buradan şunu anlıyorum ki: biz aslında kendi alışverişimizi-ticaretimizi çevirmek için birilerinin bastığı kağıt parçalarına muhtaç değiliz. burada 100 dolar sadece aracılık işlevi görmüştür ve paranın aslında amacı da budur. yani kasabadaki herkesin borcu ve alacağı dengedeydi, sadece bir araya gelip hesap yaparak, aslında kimsenin kimseye borcu yok diyerek olayı kapatmaları lazımdı.

    biz bir araya gelip kendi paramızı kendimiz basabilir, çıkabilecek sorunları hep beraber çözebiliriz. ekonomi çok karmaşık bir sistem değil, aksine basit toplama çıkarmadan ibaret. o nedenle kendi aklımızı kullanmazsak, sorunun çözümü için danıştığımız cin fikirli sahtekarlar bizi dolandırır ve yıllardır da öyle oluyormuş malesef…

  4. Gultekin Cetiner diyor ki:

    Ekonomi kitaplarıyla beyni yıkananlar sermaye birikimini toplumda refahın dağılımı için esas kabul ederler. Oysa bu tam bir safsatadır. Yukarıda Selim beyin verdiği örnek bunu gayet net göstermektedir. Bu örnekte birileri parayı biriktirip hele üzerine faiz/kar payı koysaydı o zaman bugünkü eleştirdiğimiz felaket (BDPS/KRS) olurdu. Para bir mal değildir. Para bir ölçü aracıdır. Vücuttaki kan gibi ekonomide dolaşmalıdır. Birileri biriktirdiğinde bunu gerçekleştiremezsiniz.

  5. emre kaya diyor ki:

    Hocam peki kurulacak sistemde parayı biriktirmek isteyene yaptırım veya dolaşıma sokması için teşvik ne olabilir?

    biz emisyonu kontrol ederek enflasyonu-fiyat düzeyini ayarlayacağız zaten. isteyen biriktirsin, isteyen dolaşımda tutsun. biriktiren tekrar dolaşıma soktuğunda biz sürdüğümüz o parayı piyasadan çekeriz, doğrudan veya dolaylı olarak.. olmaz mı?

    hem biz iş yapmak ve üretmek isteyene faizsiz kredi verirsek, biriktirenlerin paradan para kazanmasına en büyük darbeyi vurmuş olmaz mıyız? faizsizi dururken insanlar neden faizli krediye gitsinler? bundan dolayı -faizi yasakladık- demeye bile gerek yok diye düşünüyorum.

    ne dersiniz?

  6. Gultekin Cetiner diyor ki:

    Projelerle ve piyasadaki para arzının istikrarına odaklanarak. Devlete bağlı bir kurum olarak MB buna odaklanacaktır. Paranın dolaşım hızını da sürekli hesaplayarak gerekli miktarı piyasada tutacaktır. Biriktirilmeye başlandığında piyasadan parayı çekersiniz. Para miktarı da azaldığında projelerle bunu yayarsınız.

    Bırakın faizi kar payı da dahil olmak üzere paranın üzerinde hiç bir fazlalığa izin verilmemelidir. Paranın kullanımında üstüne eklenecek her ilave onu ölçü aracı olmaktan çıkaracaktır. Fert düzeyinde mal biriktirenler çıkabilir ama para biriktirme anlamsız olmaktan çıkarılmalıdır. Tabi mal üzerindeki fazlalıklı işlemlerin de faiz olduğunu söylemeye lüzum yok.

  7. selim aydın diyor ki:

    Hocam bu arada padişahın çocukları sorusuna cevap vereyim. Bana göre büyük ihtimalle o arif zât, padişahın iki oğluna atlarını bir birleri ile değişmelerini tavsiye etmiştir. Çünkü atlarını değişirlerse her ikisinin de şahsi atı diğer kişide olacağından, her iki tarafta bindiği atı daha hızlı sürerek karşı tarafın bindiği kendi atının daha yavaş yada geride kalmasını sağlamaya çalışacaktır. Böylece her iki taraf ta kendi atının geride olmasını sağlayarak iki taraf ta bindiği ata kırbacı basacak ve mirası almaya çalışacaktır. En mantıklı böyle geldi aklıma.

  8. Gultekin Cetiner diyor ki:

    Halatla inme konusunda gerçekten güzel bir çözüm. Grupta çok farklı çözümler geliştirildi ama en basit ve doğal çözüm sizinki gözüküyor.

    Diğer soruya gelince atların değiştirilmesi doğru cevap. Başka cevaplar almak için teşvik ettik bakalım başka alternatif cevaplar çıkacak mı?

  9. selim aydın diyor ki:

    Selamun aleyküm hocam .

    Bir yanal düşünme sorusu daha
    ——————————————-
    —Padişah, zeki vezirinin kurnazlıkla hazineden altın aşırdığını bilmesine rağmen elinde bir kanıt yoktur. Ancak kafaya koymuştur, yine de veziri idam etmek ister. Çünkü zaten eskiden beri ona nefreti vardır. kral halkı sarayın büyük avlusuna toplatır, tellallar vezirin suçunu halka okuyarak vezirin idam edileceğini duyurur..Tabi halk, hiçbir kanıt olmadığı için vezirin delilsiz ıspatsız idam edilmesine yuh çekerek tepki gösterir. Kral halktan gelen tepkiyi görünce adaletli kral imajı tehlikeye girmesin diye gözü korkar. Bu sefer kral halka şöyle seslenir. Ey halkım dinleyin beni, bu vezir sizin hakkınız olan altınları hazineden gizlice yavaş yavaş aşırıyor, ıspat edemiyorum ama altınlar iyice azaldı. Bu yüzden vezire iki kağıtla kura çektireceğim. Eğer vezir masum ise Allah yardım eder ve vezire doğru kağıdı seçtirir. Eğer suçluysa yanlış kağıdı seçtirir, buna razı mısınız ey halkım der kral. Halk yüksek sesle razıyız der. Kral celladı çağırır ve ona bir kalem, iki küçük kağıt ve iki de küçük kutu getirmesini emreder. Cellat söylenenleri getirir. Kral veziri huzuruna çağırtır, vezir huzura gelir. kral vezire şöyle der. Bak vezir, senin hazineden altın aşırdığını biliyorum ama kanıtım yok. O yüzden sana şu iki kağıtla kura çektireceğim. Eğer doğru kağıdı seçersen kurtulursun. Yanlış kağıdı seçersen idam edileceksin der. Vezir çaresiz peki der. Kral kağıdın birini alır ve kağıda ” ben suçluyum idam istiyorum” şeklinde yazar, kağıdı katlar ve iki küçük kutulardan birinin içinde koyar. Kral diğer kağıdı alır ve vezirden eskiden beri nefret ettiği için ona da ” ben suçluyum idam istiyorum” şeklinde yazıp diğer kutuya koyar. Yani kral iki kağıda da ” ben suçluyum idam istiyorum yazar. Ama kral halka şöyle der. ey halkım bu iki kağıdın birinde ” ben suçluyum idam istiyorum” diye yazdım. Diğerine ise ‘ben masumum beraat istiyorum diye yazdım. Allah ona hangi kağıdı seçtirirse onda yazan uygulanacak der. Halk razı gelir. Vezir ise kral kendisinden eskiden beri nefret ettiğini bildiğinden dolayı her iki kağıda da ”Ben suçluyum idam istiyorum” yazdığını adı gibi bilmektedir fakat hiç çaktırmaz. Çünkü vezir krala büyük bir akıl oyun ile cevap verecektir. Kral vezire dönerek haydi şimdi seç bakalım kutunu ve içindeki kağıdı aç ta cellada okuttur, halk duysun der. Halk iyice meraklı bakışlarla vezirin hangi kutuyu seçeceğini izler. Ancak zeki vezir krala öyle kurnaz bir hamle planlar ki kral küçük dilini yutacaktır. Neyse sonunda vezir kutulardan birini seçer ve callada öyle bir şey derki vezir idam edilmekten kurtulur.

    -Sizce vezir kutuyu seçtikten sonra cellada ne söylemiştir de idamdan kurtulmuştur.?

    • umut işci diyor ki:

      kendi kutusunu elinde tutar ben seçimimi yaptım der cellada diğer kutuyu okutur

    • Ufuk diyor ki:

      Üstad hikayede Kral’mı, Padişah mı vezir mi,dük mü ?Sonunda anladım ama biraz zor oldu. Yine de güzeldi teşekkürler .

  10. Emre KAYA diyor ki:

    cellada kağıtta “ben masumum beraat istiyorum” yazıyor dersen, sana da çalınan altından pay veririm diyerek, celladı kendi safına çeker..

  11. Gultekin Cetiner diyor ki:

    Emre bey Yanal Düşünme Kulübünde epeyce cevap çıktı. http://www.facebook.com/groups/yanaldusuncekulubu/ adresinden takip edebilirsiniz.

  12. Emre KAYA diyor ki:

    Hocam, “nasıl olursanız öyle yönetilirsiniz” mealinde bir hadis var, bilirsiniz. insanlar faiz belasını içlerinden atmadıkça, bu BDPS sistemi başlarında giyotin gibi duracak anlaşılan.

    Yani diyeceğim o ki, aklımıza “insanlar nasıl olur da böyle köleliği kabul eder?” diye soru geliyor ister istemez. fakat burada kaderin fetvası var, “insanlar zulmeder, fakat kader adalet eder” manasında risale-i nur’da açıklamalar yapılmış. insanlar kendilerini düzeltmediği için aynı meselede aynı düşünceleriyle tokat yiyorlar ve müstehaklar da.

    Yalnız bize düşen, insanları tek tek bilinçlendirerek faizin nasıl zararlı olduğunu ve insanları köleleştirdiğini anlatmak, isbat etmek. zira bu devir ilim-fen-isbat asrı, davasını isbat eden kabul ettiren kazanıyor.

    *
    İnsanlar parayı depo ettiği için de, bu sorunlar çıkıyor. mesela asıl para olan ve para yerine kullanılacak altın yastık altında, kadınların süs eşyası olarak ve kuyumcu raflarında duruyor, biz ise kağıt parçalarına muhtaç kalıyoruz.

    para için altına da muhtaç değiliz bu bir gerçek. fakat insanların kendi aralarında altına dayalı bir para sistemi oluşturmasıkendileri için BDPS’den çok daha adil ve güzel olmaz mıydı? yaklaşık 5000 ton altından bahsediliyor ve eğer insanlar bu altınları para olarak kullanmayıp bankaların kağıt parçalarına rıza gösterirse bu altınları da buharlaşacak, çünkü borçları karşılığında onları da vermek zorunda kalacaklar eninde sonunda, fabrikalarını, arazilerini verdikleri ve verecekleri gibi…

    düşünün 5000 ton, gram altına çevrilse 5 milyar gram altın eder. ve gramı 100 TL ile 500 milyar TL’lik altın piyasayı çok rahat çevirir. şu an 5 milyar banknot yok ortada zaten.

    fakat aklı başında bir devlet nerede? yok ben merkez bankasının bastığı kağıt parçaları ile iş yapacağım diyor sizin elinizi kolunuzu bağlıyor.

  13. Gultekin Cetiner diyor ki:

    Emre bey inşallah herkes bu şuura erişir.
    Doğru bu kağıt para sistemi çökse yastık altındaki altınlar ekonomiyi rahatlıkla döndürür. Asıl sorun kağıt parada değil bu kağıt paranın üretim yönteminde. Piyasada altın dolaşsa bankalar KRS yapsa ve üstüne faiz/kar payı verse aynı şey. Piyasada olmayan sanal altınlar üzerinden soygun devam eder. Bütün iş devletin para olarak kullanacağı şeye faiz/kar payı eklentisini katmadan kendisinin borç olmadan üretmesi.

    Bunun için de insanların bilinçlenmesi ve paranın nasıl üretildiğini ve bunun üzerinden nasıl soyulduğumuzu herkese anlatması. Devletler devlet olma erkini bankalara kaybetmiş. Hak verilmez alınır ilkesiyle insanlar kendi hakkını almak için ayağa kalkmazsa bu zulüm devam eder.

    Bireysel çözümler/yerel çözümler de tartışılabilir ve kullanılabilir. Takas başta olmak üzere çeşitli faaliyetler var dünyada ama soygunu bütünüyle önlemez.

    • Hamza M.Bayrak diyor ki:

      Peki hocam bizde parayi özel bankalarmi basiyor?cevabiniz evet ise özel bankalar merkez bankasina mi faiz ödüyor?

      • Gultekin Cetiner diyor ki:

        Hamza bey
        KRS dediğimiz sistemle ilgili yazıları okuyunuz. KRS’yle piyasadaki paranın %90′ından fazlasını bankalar havadan yaratıyor. Bunun faiz/kar payını alıyor. Buna ekonomide kaydi para denir. Paranın %10 fiziksel kısmını MB kağıt olarak basıyor. Hem bankalar MB’ndan hem de MB bankalardan faiz karşılığı satın alıyor (Faiz koridoru dedikleri şey). Yani BDPS dediğimiz sistemde para bir mal haline gelmiştir. Okumalara Faiz Tuzağı ve Issız Ada Hikayesiyle başlamanızı tavsiye ederim.
        Selam sevgi ve saygılarımla

  14. selim aydın diyor ki:

    Selamün aleyküm hocam
    Bir BDPS hikayesi yazıyorum ve gerekli düzeltmeleri yapmanız için yada hikayenin devamında malum senaryonun haricinde muhtemel ne gibi hileli senaryolar olabilir diye hikayenin geri kalan kısmını sizin tamamlamanızı istiyorum. Bu hikayeyi bir soru şekline de çevire bilirsiniz.
    Hikaye- BU NASIL HESAP?
    A köyündeki köylülerin sayısı 10’dur. B köyündeki köylülerin sayısı da 10’dur.
    A köyündeki köylüler bu yıl hasat sonunda bir miktar buğday hasat ettiler. B köyündeki köylüler ise bir miktar elma yetiştirip elmaları daldan topladılar. İki tarafın topladıkları ürünler bir boş bir arazide yere ayrı ayrı serilip ortaya koyuldu. Her iki mahsulün de kendisi yerde serili olduğu halde hiçbir taraf kendi ürününün kaç kilo olduğunu, daha doğrusu her iki taraf ta bu yıl kaç kilo mahsül hasat ettiğini bilmiyor. A köyündeki buğdaycı köylülerinin, B köyündeki elmacı köylülerin yetiştirdiği elmaya ihtiyaçları vardır. Aynı şekilde B köyündeki elmacı köylülerinde A köyündeki buğdaycı köylülerin buğdayına ihtiyaçları vardır. Her iki köyün tarafları da ellerindeki mahsülü diğer köyün mahsülü ile takas etmek istemektedir, ancak ellerinde bir ölçü aracı olmadığı için her iki taraf ta ellerindeki mahsülü hakkaniyetli bir şekilde ne kadar verip, karşı tarafın mahsülünden ne kadar alması gerektiğini ölçememektedirler. Köylüler bu belirsiz durumu kendi aralarında tartışırken köylülerin arkasından Solomon adında biri geçmektedir. Köylülerin kendi aralarında bir şeyler tartıştığını gören Solomon Kalabalığa yaklaşır ve burada ne olup bittiğini bir köylülere sorar. Köylülerden biri Solomona her iki tarafın ellerindeki mahsülü karşı tarafın elindeki mahsül ile değiştirmek istediğini ancak ellerinde bir ölçü aracı olmadığı için bu takas işlemini hakkaniyetli bir biçimde nasıl yapmaları gerektiğini tartıştıklarını söyler. Solomon köylülere kendisinin bu takas işlemini adil bir ölçüye göre yapmalarında onlara yardımcı olabileceğini söyler. Köylüler aralarındaki takas sorununu çözüme kavuşturmak için Solomon’un teklifini kabul ederler ve onu bu işte yetkili tayin ederler. Solomon köylülerden takas sorununun çözüm yetkisini alınca köylülere; hey! arkadaşlar beni dinleyin der ve söze şöyle devam eder. ‘’Bakın şu çantamdan çıkardığım şeye terazi denir. Bu alet ağırlık ölçmeye yarar. Bununla elinizdeki mahsülün ağırlığını ölçerek kaç kilo geldiğini öğrenip, karşı tarafın mahsülünden aynı ağırlıktaki mahsülü aranızda değiş-tokuş yapıp alabilirsiniz, bunun yolu budur. Ancak benim de bir şartım var; Elinizdeki mahsülü benim terazimde tarttığınız için, her seferinde tartılan mahsulden ben de %10 pay isterim. Bu da benim terazimin kirasıdır ve bu benim hakkımdır der.
    Köylüler Solomon’un bu teklifini kabul ederler ve Solomon’dan mahsüllerini onun terazisinde tartmak istediklerini söylerler. Solomon da terazisini köylülere verip,’’ alın hadi tartın ve işiniz bitince akşam terazimle birlikte, anlaştığımız gibi tarttığınız mahsülün benim hakkım olan %10’unu da bana getirin der. Köylüler teraziyi kullanmaya başlarlar, elma tartılır karşıya verilir, aynı ağırlıkta buğday alınır. Buğday tartılır, karşıya verilir aynı ağırlıkta elma alınır. Bu tartma işlemi akşama kadar böyle sürer. Akşam olunca bütün köylüler Solomon’un evine gelirler. Köylüler o gün tarttıkları mahsülün %10 ile birlikte yanlarında teraziyi de getirip, %10’luk mahsülü terazi ile birlikte Solomona teslim edip oradan ayrılarak evlerine giderler. Köylülerden tarttıkları mahsülün %10’luk kısmını alan Solomon, bir teraziye bakar, bir de köylülerden aldığı %10 luk mahsüle… bir teraziye bakar, bir mahsüle, bir teraziye bakar, bir mahslüle… Solomon teraziye bakarken aklına hain bir fikir gelir ve kendi kendine şöyle der. Kontrolü bende olan bu terazi ile köylülerden neden daha fazla mahsül almayayım? Solomon hemen işe koyulur………………………………………….?

    • murat ugus diyor ki:

      Her sene elinde kalan ürünle koylunu topragini saatin alir. Koylu her yoltopraginin bir kismini kaybedecek nihayetinde topraksiz kalacak. İpler Solomon amcanin eline geçince vatandaşa kölelik kalacak

  15. emre kaya diyor ki:

    Sayın Selim Aydın

    Çok güzel bir hikaye tebrik ederiz. gerisi gelecek zannedersem ama bu hikayeye ilişkin görüşlerimi paylaşmak istiyorum.

    Hikayede Solomon kendi terazisini kullanmaları şartıyla köylülerin mahsülünün %10′una konuyor. fakat köylüleri boçlandıramıyor, tarlalarına el koyamıyor. köylülerin evleri, tarlaları, bağ ve bahleri ile ürettikleri %90 ürün hala ellerinde.

    Solomon sonra şöyle bir fikir geliştiriyor:

    “Tamam terazimi kullanıyorsunuz ama bu takas ekonomisi çok zor. ben sizin için çok daha rahat bir çözüm buldum. Terazi sizin olsun ama ben üretilen her kilo ürün için kullanımı, taşıması, depolanması çok kolay olan para basıp size vereceğim. sizden terazi ücreti istemiyorum artık sizin olsun, yalnız parayı kullandığınız için bana her yıl %5 faiz vereceksiniz.”

    İşte köylüler bu teklifi kabul ediyor ve Solomon altın vuruşu burada yapıyor. Çünkü faizle borçları hiç bitmeyecek, o kağıt paraların daha fazlasını getirip Solomon’a veremeyecekler ve tarlaları, evleri, bağ ve bahçeleri sıra ile Solomon’a geçecek. onlar da kendi köylerinde kendi tarlalarında köle durumuna düşecekler.

  16. Gultekin Cetiner diyor ki:

    Aleykumselam
    Selim bey güzel bir başlangıç olmuş. Gerisine bir şekilde bileşik faizi ve KRS’yi de eklenebilirse çok güzel olur. Emre bey de katkıda bulunmuş. Ben bu hikayeyi yanal düşünce kulübüne alayım. Oradan da farklı görüşler çıkabilir.

  17. selim aydın diyor ki:

    Selamun aleyküm hocam.
    İşte bir yanal düşünme sorusu daha.
    Tek başınıza Afrika’ya safariye gittiniz. Afrika’nın dağlarında yürüdünüz, yürüdünüz en sonunda kurumuş otlardan oluşan geniş ve düz bir çayırlık alana geldiniz. Akşam oldu, yoruldunuz ve çadırınızı da hemen oracığa kurdunuz, yatıp uyudunuz. Gece siz uyurken çatırdama sesleri duydunuz ve uyandınız. Çadırınızdan çıktınız etrafa bakıyorsunuz. O da nesi! Kurumuş otlarla 100 metre uzağınızda tutuşmuş ve etrafınızı 360 derecelik bir çemberle sarmış alevler gördünüz. Çadırınızdan çıkıp arkanıza doğru kaçmaya başladınız ama nafile. Yangın 360 derece sizin etrafınızı sarmış ve alevlerden oluşan çember gittikçe daralarak size yaklaşıyor, kaçacak yeriniz yok. Ayağınızı bastığınız yere kadar her yer kurumuş otlarla kaplı. Alevlerin sardığı çember içerisinde ayağınızı basacağınız otsuz ve çıplak hiçbir alan yok. Ama zekânızı kullanarak oradan kurtulmak zorundasınız.
    Gerçek hayatta birisi böyle bir durumdan zekâsıyla kurtuldu. Bakalım siz kurtulabilecek misiniz? Hadi arkadaşlar kolay gelsin, biraz yanal düşünün.
    Not;
    - Yanınızda kürek veya aynı işi yapabilecek başka hiçbir nesne yok.
    - Mataranızdaki su ile yangını söndürmeyi hayal bile etmeyin, çok komik olur.
    - Yakınlarda su da yok, insan da yok.
    - Elinizde otlardan başka kullanabileceğiniz hiçbir şey yok.
    -
    Sorudaki tüm ayrıntılar bunlar, soruda yanlışlık ve mantıksızlık yok.(sizin kör talihinizi saymazsak) 

    • Murat Kedici diyor ki:

      Çadır direği sırık gibi kullanılıp sırıkla yüksek atlamacılar gibi yapılıp ateşin üzerinden atlanabilir.Yahud çadır bezi ile belli bir istikamette toprağa vura vura ateş söndürülüp oradan çıkılabilir.

  18. Selim aydın diyor ki:

    Murat bey bir kamp çadırının sırığı hem kısa hem de elastikidir. Hem sizi taşımaz, hem de alevler yüksek. Bu sorunun çözümü yine otlarda, otlara yoğunlaşın.

  19. emre kaya diyor ki:

    kar payında para elden çıkar, iş kurulur, kardan pay almaya başlarsınız. ktlm bankalarında paranız aynen durduğu halde nasıl karpayı gelir?

  20. emre kaya diyor ki:

    birisi sizden çalmışsa siz de gidip başkasından çalabilir misiniz? yani, geçmişte enflasyonla soyulmuşsanız gelecek için faiz istermisiniz?

  21. emre kaya diyor ki:

    bir hırsız sizi sürekli soyuyorsa çözüm nedir? hırsızı bulmak ve engellemek mi? yoksa gidip başkalarını mı soyarsınız?

  22. khalazz diyor ki:

    kral bilmektedir ki vezir bu işi yalnız yapmamaktadır-belki de kral cellattan da şüphelenmektedir- o yüzden kağıdı celladın okumasını ister-(cellat ince fikirli olmadığından) vezirden sonra sıranın kendisine geleceğini düşünür,-ki vezir ona bunu ihtar etmiştir) ve yalan söyler…padişah amacına ulaşmıştır,hazinede açılan iki deliği de bulmuştur…

  23. khalazz diyor ki:

    orjinal cevapta bir açık var-padişah,vezirin bu cevabına,emirlere karşı geliyorsun,bu bile seni idam etmem için yeterli bir sebep,sna emredildiği gibi kağıdı vezire okuttur,diyebilir..

  24. selim aydın diyor ki:

    Selamun alyküm hocam…
    Bileşik faizle borçlanmaya dair çok net bir örnek soru.

    Bir karınca düşünün, sırtına çok acıkmış olan yavrusunu almış onun karnını doyurmak istiyor. Karınca 20 metrelik bir demir direğinin tepesinde bir buğday tanesi görüyor ve o buğday tanesini almak için direğin tepesine tırmanmaya çalışıyor. Karınca 5 metreye kadar tırmanıyor. Derken bir adam geliyor ve direğin 10′uncu metresinden aşağıya bir kova yağ döküyor. Böylece direğin tam 10′uncu metresinden dibe kadar her yeri yağ içinde kalıyor. Karınca bu durum karşısında yavrusuna şöyle diyor; biliyorum çok acıktın yavrucuğum ama 10′uncu metreye kadar zar zor tırmansam ondan yukarısı yağsız ve kuru olduğu için hiç kaymadan kolayca çıkarım, yeter ki sen ağlama. Karınca direğe sım sıkı tutunmaya ve kaymamaya çalışıyor. Ancak şartlar karıncadan yana değil.
    Karınca direğin üzerinde
    10 santim çıkıyor, 11 santim geri kayıyor.
    11 santim çıkıyor, 12 santim geri kayıyor.
    12 santim çıkıyor, 13 santim geri kayıyor.
    13 santim çıkıyor, 14 santim geri kayıyor.
    14 santim çıkıyor, 15 santim geri kayıyor.

    Bu tabloya göre sizce direğin 11′inci metresinin yağsız ve kuru oluşu karıncanın gayreti açısından bir şeyi değiştirir mi.? Yoksa karınca sadece yavrusunu mu avutuyor?

  25. kahraman ünal diyor ki:

    Hocam çadırı çadır direğine sarıp tutuştururum daha sonra kurumuş otları içeriden tutuşturup yeni yangın çıkarırım ve sonra benim yaktığım otların sönen kısmına kül kalıntılarının içine girerim ve yangın yanan kül otları yakamayacağından orada beklerim ve kurtulurum

  26. selim aydın diyor ki:

    ünal bey tebrik ederim doğru cevap.

  27. Ekrem Arıkan diyor ki:

    Takdir etmek gerekir ki Kahraman Ünal Bey’in cevabı güzel… Ancak şunu da açıklamak gerekir. Dışarıdan çember şeklinde içeriye doğru gelen alevleri söndürmek ya da alevler üzerinden aşıp kül olmuş kısmına atlamak mümkün değil varsayıyoruz. Peki içeride kendi yaktığımız ve bu sefer çember şeklinde dışarıya doğru genişleyecek alevleri söndürmek ya da aşıp kül kalıntılı kısmına atlamak nasıl mümkün olacak? İki ateş arasında kalmayalım sonra…??? (dışarıdan üzerimize gelen alevleri çok şiddetli, içeride bizim yaktığımızı ise kontrol edilebilir ve düşük şiddetli varsaydığımızdan mı bu cevabı doğru sayıyoruz?)

    • Enter your name... diyor ki:

      Bu küçük yangınların aynısını hükümetler (karar vericiler) çıkarıyor. ekonomiyi soğutmak için, ellerinde başka bir enstrüman var ise (su, kum vs=döviz, altın, zam, düzeltme, gayri menkul vs) kullanabiliyorlar, yoksa ateş=faiz yakıyorlar. Yada elleri mahkum oluyor, benim merak ettiğim büyük ateşi kim yaktı?

  28. Bayazit diyor ki:

    Bana göre,
    Bu olaydan kârlı çıkan kimse yok. Çünkü; borcu olan herkesin alacağıda var. Bu silsile Otelcide başlayıp yine otelcide bitiyor. Otelci tam kârlı çıkacakken müşterinin memnun kalmayıp parasını iade alması zincirin tam bir halka yapmış oluyor.

  29. murat ugus diyor ki:

    Çemberin içinde yeni bir ateş yakilir. Bu ateş disardaki ateşeyetisinceye kadar aateşin arkasındaki yanik yer güvenlidir nihayet ateşler kavuşunca yanacak ot yanmistir.

  30. Erkan diyor ki:

    Sayın hocam, bu örnekte karlı çıkan devlet olacaktır. Çünkü normalde her kazanç sağlayandan gelir vergisi ve KDV alması gerekiyor. Örnekte vergi kaırılan bir sistem verildiğinden tabii ki pek çok sorun ortaya çıkıyor.

  31. Cagatay diyor ki:

    Borca veya veresiye mal ve hizmet vererek gormesenizde kaydi para yaratiyorsunuz. Siz parayi gormesenizde alacaklariniz artiyor. Bir is yapiyorsunuz, sattiginiz bir seyler var.

    O kadarda sasirilip hayretler icinde kalinacak bir durum degil.
    Otel sahibi adam kasabadaki tum esnaftan olan alacaklarini, bir finans kurumuna satabilir ve parasini alabilirdi.

    Ekonomik varsayimlarda tum sartlar sabitken bir tanesini degistirirseniz, boyle olaylar yasanir.

    Kasaba denilerek medeniyetten ve zenginlikten uzak bir yer olarak algi yaniltilmasi yapilmis.

    Alacak senetlerini bankaya veya factoringe vererek is yapan esnafa ne demeli?

    Sukretsinlerki herkes birbirine bedava mal veriyor, oysa demir ve bakir gibi hammaddeler pesin alinip satiliyor. hele o kasaba altin ve taki uretimi ile gecinen bir kasaba olsaydi isleri kotuydu.

    Kasabanin talebi, kuresel dunya talebine etki edemeyecekti.
    Altini satan, bir iki kez vadeli satip zarar edip dukkani kapatacakti.
    Sonrada kimse kimseye faissiz veresiye vermeyecekti.

  32. Gultekin Cetiner diyor ki:

    Çağatay kardeşim iktisat eğitimi aldığınız belli oluyor. :) Mevcut değersayım içerisinden çıkmanız gerekiyor. Ufuk Hattı’nda ilk 5 bölümü izlemenizi tavsiye ederim.
    Selam sevgi ve saygılarımla

Leave a Reply

*

Muhtevasını değiştirmemek şartıyla yazılardan istifade edebilirsiniz.
© 2012 Prof. DR. B. Gültekin ÇETİNER · Subscribe:PostsComments · Designed by Theme Junkie · Powered by WordPress

Faiz Lobisi