Subscribe:Posts Comments

You Are Here: Home » Ekonomi, Makaleler » Enflasyon oranında fazlalık faizdir

Share in top social networks!

Enflasyon oranında fazlalık faizdir

Haber7′deki köşemde bir ironi yaparak yazı başlığını muhtevasından haberi olmayan sıradan birkaç kişiye sormak suretiyle “Enflasyon oranında faiz caiz midir?” şeklinde koydum.  İnsanlar algılamada seçicilik nedeniyle verilen yanlış fetvayı daha da yanlış algılayarak nasıl olsa enflasyon var kredi de alabiliriz tarzına dönüştürmektedir. Bankalarda uygulanan faizin değil enflasyondan fazla olduğunu kat be kat artıran bileşik faizle hesaplandığından bile çoğu kimsenin haberi yok.

Algıda seçicilik dediğimiz olaya bir örnek Hayrettin Karaman hocanın fetvasıyla ilgili atılan “faiz caizdir” resmiyle koyulan yazı. İroni için buraya aynı resmi koyduk.

Yazının orijinal başlığı yazı içinde de geçen “Enflasyon oranında fazlalık faizdir“. Ana amaç konuyla ilgili olarak “Enflasyon oranında fazlalık faiz değildir”  hükmüne ulaşan sayın Prof. Hayrettin Karaman’ın fetvasındaki yanlışlığı İslami kaynaklarla ortaya koymaktır.

Pek çok insanın dediği gibi maalesef faiz almamak artık takva sayılır olmuş. Bunda Hayrettin Karaman hoca gibi saygı duyulan alimler başta olmak üzere fıkıhçı ve diğer ilahiyatçıların önemli mesuliyeti olduğunu düşünüyoruz. Yazının amacı onların yeniden düşünmeleri için bir kapı aralamaktır. Borca dayalı para sistemi, kısmi rezerv bankacılık, modern bankacılık, para tarihi, enflasyon, arz ve talep kanunları ve bunlardan en önemlisi İslam’da para ve faiz konusunda araştırma yapacak ilahiyatçılara ihtiyacımız var. Konuyla ilgili çalışmak isteyen tüm ilahiyatçılara açık davetiye: borca dayalı dediğimiz bu para sistemi hakkında bildiklerimizi paylaşmaya canı gönülden hazırız.

Saygılarımla

Gültekin

Enflasyon oranında faiz caiz midir?

Kısaca paradan para kazanmak diye açıklanan faizli işlemler tüm dinlerde olduğu gibi İslam’da da (hem de en şiddetli şekliyle) yasaklanmıştır. Toplum düzenini fesada uğratan, yardımlaşma duygularını yok ederek sosyal ve ekonomik çöküntüleri beraberinde getiren, adaleti ortadan kaldırarak servetin mütemadiyen çok küçük bir azınlığa transferine yol açan bu toplumsal hastalığın tüm dünyayı hangi noktaya getirdiğini, koca koca ülkeleri borç batağına saplamasından anlıyoruz.

 

Artık ülke ekonomilerinin teker teker hangi maceralar ve kısa sürelerde iflasa sürüklenip batacağını izleyebileceğimiz döneme girildi denilebilir.

 

Dünya ayağa kalkmış durumda. İnsanlığın onurunu kurtarma, %1’e karşı %99’un direnişi adına dünyanın her yerinde insanlar bir şeylerin yapılması gerektiği konusunda hem fikir. Ancak olay nerede yanlış yaptık noktasına gelince teşhiste sorunlar olduğu açıkça gözleniyor. İnsanlar faizin borca dayalı dediğimiz sistemle nasıl günlük hayatın doğal bir parçası haline getirildiğini henüz kavramış değiller.

 

Henry Ford’a atfedilen “İyi ki toplumumuz bankacılık ve para sistemini bilmiyor. Bilselerdi yarın sabah devrim olurdu.” sözlerinin üzerinden neredeyse 65 yıl geçti. 1971 yılında Nixon ile altına bağımlılıktan kurtulup küreselleşmeye başlayan bu dolar merkezli uluslararası para sistemi merkez bankaları aracılığıyla artık neredeyse dünyanın her yerinde vazgeçilmez paradigma haline getirildi.

 

Bu sistematik harekete karşı insanlığın değerlerini koruma adına en büyük tepkiyi göstermesi gerekenler faizin haramlığı nedeniyle dini çevreler ve kurumlardı. Ancak sistemi kavrayamadıklarından veya başka sebeplerle yeterli tepkiyi ve şuurlanmayı ortaya koyamadılar.

 

Hatta sorunun parçası oldular. Hıristiyan dünyasında faiz için kullanılan İngilizce’deki “usury” kelimesi daha cazip olan “interest” kelimesiyle, İslam Dünyasında ise “kâr payı” ile yer değiştirdi.

 

Neticede faiz içselleştirildi. Papalık bizzat faizin içerisinde yer alan bir kurum haline geldi. İslam Dünyasında ise İslam Bankacılığı veya katılım bankacılığı adı altında kısmi rezerv esaslı sistem küresel bankacılık güdümünde yürütülür oldu.

 

Uzun süredir enflasyon oranında fazlalığın faiz olduğu konusunda Kutsal Metinlere referansla bir yazı yazmayı planlıyorduk. İhsan Eliaçık’ın, “Türkiye’de kurban kesme oranının %98, faizden kaçınma oranının ise %5 olduğu”nu belirttiği iddialarıyla başlayan süreçte İslam’da Kurban ve hayvan hakları noktasına getirilen yanlış tartışma zemininde bazı şeyler söylemek gerektiğinden yazının konusu kendiliğinden şekillenmiş oldu.

 

Önce sayın Eliaçık’ın iddiasıyla başlayalım. Twitter’dan kendisine istatistikleri nereden bulduğuna dair sorduğumuz soruya herhangi bir cevap alamamakla beraber yaptığımız küçük bir araştırmada konuyla ilgili bir çalışmaya rastladık. Türkiye’nin dindarlık haritasının çıkarıldığı bu çalışmada kurban kesme oranı %51.2 olarak belirlenmiş.

 

Diğer yandan faizden kaçınma konusunda bir çalışmaya rastlanamadı. Ancak yazılarımızı takip ederek borca dayalı para sistemi dediğimiz konuda az çok bilgi sahibi olanlar hemen cevabı verebilecektir. İnsanlar, sayın Eliaçık dahil olmak üzere fiat para dediğimiz kağıt parayı istisnasız kullandığına göre faizden kaçınma oranı %0 diyebiliriz. Zira bu sistemde üretilen her kâğıt para faiz temelli borca dayalı olarak üretilmektedir.

 

Bilindiği gibi İslam’da faiz, toplum düzenini fesada uğratması nedeniyle diğer tüm günahlardan farklı bir konumda olup ayette Allah ve Resul’une savaş ilanı olarak zikredilmiştir. Manifesto niteliğindeki son Veda hutbesinde faizin yasaklığı yanında cahiliyetten kalma bir adet olarak ayaklar altına alındığının vurgulanması da faizden kaçınmanın önemine işaret etmektedir. Faizin diğer en büyük günahlarla karşılaştırıldığı rivayetler de çok kişinin malumudur.

 

Durum böyleyken günümüz küresel dünyasında faizin ekonomilerin temelini oluşturduğu bir hayatta İslam’ın faizli işlemlerin kapısını sımsıkı kapayacak tedbirleri getirmemesi düşünülemez.

 

Pekiyi! “İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, hiçbir kimse faiz yemekten kurtulamayacaktır. Kişi düpedüz faiz almasa da, faizin tozu ona erişecektir.” şeklindeki mucizevi hadise karşın Müslümanların tavrına ne demeli? Hadis, küresel hale getirilen paranın üretilme yöntemi sayesinde, kullandığımız fiat paranın içine düştüğü içler acısı durumu göstermektedir.

 

Yukarıdaki hadiste bahsedildiği üzere özellikle halkı Müslüman olan ülkelerde günümüzdeki faizli alışverişlerin ve bankacılığın bu denli yaygınlaşması karşısında İslam bilginleri/ilahiyatçılar üzerlerine düşen görevi yeterince yerine getirip/getirmediklerini başta kendi vicdanlarına sormalılar.

 

Gelelim enflasyon konusunda fazlalığın faiz olmadığı yönündeki fetvaya. Konuyla ilgili benzer düşünen pek çok ilahiyatçının çıkış noktası olarak Prof. Hayrettin Karaman’ın görüşünü esas alması nedeniyle ilgili fetvayı olduğu gibi nakletmeyi uygun bulduk:

 

Soru:

Enflasyon oranında faiz helal midir? Yoksa faiz yerine altın, döviz vs.mi alınmalı?

Cevap:

Faiz olursa, oran ne olursa olsun helal olmaz. Enflasyon oranında fazlalık faiz değildir. Mesela birine yüz lira ödünç verseniz, alt ay sonra enflasyon yüzde otuz olduğu için 130 lira alsanız bu otuz liralık rakkam fazlalığı faiz değildir, alt ay önce verdiğiniz paranın -satın alma gücü bakımından- eşit karşılığıdır. Bu böyle olmakla beraber faizcilik yapan bankalara para yatırarak buradan enflasyon oranında faiz almak caiz olmaz; çünkü: a) Bu bankalar sizden aldıkları parayı reel (enflasyon oranından fazla) faizle satmak suretiyle para kazanmakta ve size de o paradan ödeme yapmaktadırlar. b) Bankaya para yatırmak bir akit yapmaktır; bu akit, faizli para alım satım aktidir, sonunda kâr da olsa zarar da olsa yapılan akit faizli akit olduğu için İslam’a göre meşru değildir.

Elinizde para var da bunu meşru yoldan nemalandıramıyorsanız Özel Finans Kurumlarına yatırabilirsiniz.”

 

Enflasyon oranında fazlalık faizdir

Öncelikle yukarıdaki verilen hükmün Kuran ve hadis gibi kutsal metinlerle delillendirilmemesinin önemli bir eksiklik olduğunu belirtmek gerekiyor.

 

Yukarıdaki metin dikkatlice incelendiğinde önemli bir olgu olarak enflasyon karşımıza çıkmaktadır. Prof. Hayrettin Karaman’ın ekonomideki paranın zaman değeri safsatası ile evrenselleştirilen BDPS sonucu ortaya çıkan enflasyona haklı itirazı neticesi başlayan sorgulama yanlış bir hükümle son bulmaktadır.

 

Yanlış bir hüküm diyoruz zira hadislerin genelindeki tavsiye ve uygulamalara bakıldığında enflasyon paranın değerini kaybettirse bile söz konusu fazlalığın faiz olup bu tür alışverişin caiz olmadığı açıkça beyan ediliyor. Konuyla ilgili çok sayıda hadisten sadece birkaç örnek:

 

Bir rivayette de şöyle gelmiştir: “Hz. Bilal (RA), Resulullah (AS)’a (iyi cins bir hurma olan) berni hurması getirmişti. “Bu nereden?” diye sordu. Bilal (RA): Bizde adi hurma vardı. Resulullah (AS)’ın yemesi için ondan iki ölçek vererek bundan bir ölçek satın aldık, dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (AS): “Eyvah! Bu ribanın ta kendisi, eyvah bu ribanın ta kendisi, sakın öyle yapma. Şayet iyi hurma satın almak istersen elindekini ayrıca sat. Sonra onun parasıyla iyi hurmayı satın al” dedi” [1].

 

Altını altın ile satmayınız, ancak bunlardan bazısını bazısına ziyade etmeyerek misli misline (eşit şekilde) satış yapınız. Gümüşü gümüşle satmayınız, ancak bunlardan bazısını bazısına ziyade etmeyerek misli misline (eşit şekilde) satış yapınız.” [2]

 

Altınla altın, gümüşle gümüş, buğdayla buğday, arpa ile arpa, hurmayla hurma, tuz ile tuz, misli misline ve elden eledir. Her kim artırır yahut fazla almak isterse, muhakkak riba yapmış olur. Bunda alan ve veren müsavidir.” [3]

 

Benzer çok sayıda hadiste o zaman para olarak kullanılan 6 şeyin (altın, gümüş, arpa, buğday, kuru hurma ve tuz) kalite ve işçiliklerinin farklı olması pahasına birbiriyle aynı miktarda değiştirilmesi emredilmektedir. Örneğin, birisinin elinde üzerinde emek ve işçiliğin olduğu 85 gram 24 ayar altından yapılmış bilezikle yine 24 ayar olan ama hurda kalitesindeki 95 gramlık saf altını değiştiremezsiniz. Zira bu durumda para olarak kullanılan bir aracı ölçü olma durumundan çıkarırsınız. Kuran’da pek çok yerde ölçüde hile yapmamak ve mizanı korumak emredilmekte hatta ölçüde hile yapma kavmin helak nedeni olarak zikredilmektedir.

 

Bu hadisler paranın enflasyon nedeniyle değeri düşmüş bile olsa fazlalık yani faiz almayı yasaklamaktadır. Yapacağınız iş bu durumdaki altın bileziği başka bir para aracıyla (örneğin gümüş) satarak onunla elde edeceğiniz parayla saf altını almaktır. Bu tür mallarda işlenmiş ile işlenmemiş arasında ayırım yapılmaması konusunda uygulamaya ait örnek hadislerden birisi aşağıda nakledilmektedir;

 

Atâ İbn Yesâr anlatıyor: “Muâviye, altın veya gümüşten mâmul bir su kabını, ağırlığından daha fazla bir fiyatla satmıştı. Kendisine Ebu’d-Derdâ (r.a.): “Ben Hz. Peygamber (s.a.s.)’in bu çeşit alışverişi yasakladığını işittim. Rasûlullah (s.a.s.) bunların satışı misline misil olmalı diye emretti” diye itiraz etti. Muâviye: “Ben bunda bir beis görmüyorum” diye cevap verdi. Ebu’d-Derdâ (r.a.) öfkelendi ve: “Muâviye’yi kınamada bana yardım edecek biri yok mu? Ben ona Hz. Peygamber (s.a.s.)’den haber veriyorum o bana şahsî reyinden söz ediyor. Senin bulunduğun diyarda yaşamak bana haram olsun!” diye söylendi. Ebu’d-Derdâ bunun üzerine orayı terkederek Hz. Ömer (r.a.)’in yanına geldi. Durumu olduğu gibi ona anlattı. Hz. Ömer (r.a.) Muâviye’ye bir mektup yazarak bu çeşit satışı (altının altınla satılması), misli misline ve ağırlığına denk olarak yapmasını emretti.” [4]

 

Riba-yı fadl denilen yukarıdaki gruba giren malların değişiminde fazlalık her ne surette olursa olsun faiz olmaktadır. Yani 2 ölçek adi hurmayla 1 ölçek iyi hurmayı değiştiremezsiniz.

 

Hadisler ışığında yukarıda zikredilen fetvadaki “Mesela birine yüz lira ödünç verseniz, alt ay sonra enflasyon yüzde otuz olduğu için 130 lira alsanız bu otuz liralık rakkam fazlalığı faiz değildir, alt ay önce verdiğiniz paranın -satın alma gücü bakımından- eşit karşılığıdır” ifadesi batıl olmaktadır.

 

Yukarıdaki 6 farklı gruptaki mallara baktığımızda bunların hepsinin uzun süre saklanabilir mahiyette para olarak kullanılan ürünler olduğunu anlıyoruz. Örnek; “Tuz koktuğunda..” lafını bilirsiniz. Aynı şekilde arpa, buğday veya mercimek gibi bir kuru tahıl ürününü uygun şartlarda koruduğunuzda binlerce yıl sonra dahi kullanabilmek mümkün. Bu yüzden İslam bilginleri hadislerdeki genellemeyi 6 malın dışına çıkararak diğer benzer ürünleri ribalı mallar arasında saymışlardır.

 

Hadislerdeki diğer tamamlayıcı bir örnek ise canlı hayvanlarda görülmektedir. Para olarak kullanılmayacak durumda olan deve gibi varlıklarda faizin olmadığı belirtilmektedir. Örneğin;

 

Abdullah İbn Amr İbni’l-Âs (r.a.)’ın anlattığına göre, “Hz. Peygamber (s.a.s.) kendisine bir ordu hazırlamasını emretmiştir. Mevcut develer (askerlere) yetmedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.) (devesi olmayanlar için, bilâhere) hazine develerinden ödenmek üzere deve te’min etmesini emretti. (Böylece Abdullah) zekât yoluyla hazineye gelecek develerden iki adedi karşılığında bir deve temin ediyordu.” [5]

 

Yani 6 ay sonra iki deve vermek üzere bugün bir deve alınmasının faiz sayılmaması hayvanların para gibi ölçü aracı olarak kullanılmaması nedeniyledir.

 

Riba-yı nesa diye adlandırılan diğer faiz çeşidinde ise yukarıda sayılan türde malların diğer karşıt cinsten mallarla bile olsa veresiye olarak satılmasının yasaklanmasıdır. Örneğin;

 

Mâlik b. Evs b. Hadesân (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Ömer b. Hattâb’ında bulunduğu bir toplantı yerine: “Bu paraları kim değiştirmek ister diyerek geldim.” Talha b. Ubeydullah: “Elindeki altınları getir bize göster bakalım sonra onun değerindeki gümüşü hizmetçimiz gelince sana verelim” dedi. Bunun üzerine Ömer: Hayır vallahi olmaz ona gümüş paraları hemen vererek altını da ondan peşin olarak hemen alacaksın çünkü Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Gümüş karşılığında altını veresiye değiştirmek faizdir, peşin olursa o başka… buğdayı buğdayla veresiye değiştirmek faizdir, peşin olursa o başka… arpayı arpayla veresiye değiştirmek faizdir, peşin olursa o başka… hurmayı hurmayla veresiye değiştirmek faizdir, peşin olursa o başka…”[6]

 

Bilindiği gibi veresiye satışlarda kendiliğinden bir fazlalık doğmaktadır. Ancak yukarıdaki örnekte görüldüğü üzere misli misline bile olsa para olarak kullanılan ürünlerde veresiye satışlara cevaz verilmemiştir.

 

Bütün bunlardan para olarak kullanılan nesnelerle yapılan her türlü alışverişte onların ölçü aracı olma vasfını kaybettirecek hareketlerin yasaklandığını görüyoruz.

 

Yukarıda hadisler başta olmak üzere İslam’ın kutsal metinlerine baktığımızda paranın ölçü değerini kaybetmemesi adına paranın değeri düşse bile misli misline değiştirilmesi gerekmektedir. Durum böyleyken “Enflasyon oranında fazlalık faiz değildir.” hükmü yanlış olmaktadır.

 

Bu tür bir hükme varmadan önce borca dayalı dediğimiz paranın üretilme yöntemini, kısmi rezerv bankacılığını ve modern bankacılık sistemini, fiat para dediğimiz paranın tarihsel gelişimini en önemlisi paranın basılma yöntemi ve bu nedenle oluşan enflasyonu (Issız adadaki 50 lirayı hatırlatalım) anlamak gerekiyor.

 

Örneklerine zaman zaman şahit olduğumdan şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Algılamada seçicilik denen kavram nedeniyle maalesef bu tür fetvalar Hayrettin Karaman gibi değerli hocaların belki kendileri öyle kastetmese bile sokaktaki vatandaşa “enflasyon oranındaysa kredi alabilirsiniz” şeklinde yansımaktadır.

 

Prof. Dr. B. Gültekin Çetiner

9 Kasım 2011 Çarşamba

http://www.drcetiner.org

twitter.com/drcetiner

 

Kaynakça

1. Buhari, Vekalet; Muslim, Musakat; Nesai, Buyû

2. Buharî, Müslim, (Ebu Said el-Hudrî’den)

3. Müslim (Ebu Said cl-Hudrî’den).  Bunun bir benzeri de Ubade b. Samit’ten rivayet edilmiştir.
4. Muvattâ, Büyû’; Nesâî, Buyû

5. Ebû Dâvud, Buyû

6. Buhârî, Buyû; Müslim, Müsakat

 

 

Share this:
Share this page via Email Share this page via Stumble Upon Share this page via Digg this Share this page via Facebook Share this page via Twitter

Share in top social networks!

Leave a Reply

*

Muhtevasını değiştirmemek şartıyla yazılardan istifade edebilirsiniz.
© 2011 Prof. DR. B. Gültekin ÇETİNER · Subscribe:PostsComments · Designed by Theme Junkie · Powered by WordPress

Faiz Lobisi