Subscribe:Posts Comments

You Are Here: Home » Ekonomi, Makaleler » Issız adanın tek dişi kalmış canavarı

Share in top social networks!

Issız adanın tek dişi kalmış canavarı

Dünya coğrafyasında hızlı değişim başları döndürüyor. “Arap Baharı”, “Wall street işgalleri”, ABD’nin borçlarını ödeyememesi, AB ülkelerinden başlayarak ülkelerin birer birer iflasa sürüklenmesi ve AB’nin dağılacak duruma gelmesi …

Irak, Afganistan, Sudan, Libya’da Kaddafi’nin devrilmesi, Suriye ve devamında İran.

Problemi doğru tanımlamadan gerçek çözüm geliştirilemez. Tüm bu problemlerin gerçek nedeni durumundaki çökmekte olan Borca Dayalı Para Sistemi (BDPS) dediğimiz küresel finans sistemini anlamak için demlediğiniz çayınızla bu uzunca yazıyı okumanızı tavsiye ediyoruz. Orijinalini “Issız Adadaki Medeniyet” diye yazdığımız bu hikâyeye merhum Akif ne derdi bilmem ama biz ona hürmeten medeniyet için kullandığı güzel tabiri Issız Ada hikâyemize başlık yaptık.

Bugünkü dünyanın toplam büyüklüğü yaklaşık 70 trilyon dolar. Küresel bankacıların elindeki para ve para türevleri ise neredeyse 700 trilyon dolar. Yani dünyayı 10 kez satın alabiliyorlar. Bunların orta hallilerinden olan sadece JP Morgan’ın elindeki para ve para türevleri 78 trilyon dolar. Tek başına dünyayı rahatlıkla satın alabiliyor. 5 büyük bankanın para türevleri toplamı ise 250 trilyon dolara yakın ediyor. Wallstreet artık dünyanın en büyük kumarhanesi olarak adlandırılıyor.

Küresel bankacılık sistemi servetleri mütemadiyen belli azınlığa aktaran tek dünya devleti haline geldi. Borç sarmalı aracılığıyla artık fertler değil ülkeler sırayla esir alınıyor. Dün Yunanistan’dı bugün İtalya. ABD hangi aşamada sıraya dahil olacak bekleniyor.

Borç ve büyüme ile beslenen bu tek dişi kalmış canavar insanoğlunun en sık kullandığı para denen aracı basarak ve kontrol ederek bu saltanata erişmiştir.

Ölçü birimi olarak para

Kilogram, metre, litre, dakika, derece gibi pek çok ölçü birimi insanoğlunu tümüyle kuşatmış durumda. Tüm bu ölçü araçlarının olmadığı ıssız bir adada diğer insanlarla medeniyet kurmaya çalıştığınızı düşünün. Hayat ne kadar zor olurdu değil mi?

Medeniyetlerin inşası ölçü ile mümkün olmuştur diyebiliriz. Günlük hayatın sürdürülmesinden devasa yapıların inşasına ve insanoğlunun uzayda yolculuğuna kadar hepsi ölçü sayesindedir.

Bu yüzden ölçüyü korumanın ve ölçerken hile yapmamanın lüzumu semavi ve semavi olmayan dinlerde olduğu kadar evrensel bir ilke olarak da benimsenmiştir. Malzemeleri ölçüsüne göre kullanılmamış bir binada kim oturabilir ve uçağı kim uçurabilir?

Öte yandan ölçüde hile yapmayı alışkanlık edinmiş birisinden kim alışveriş etmek isteyebilir?

İnsanoğlu mal ve servetini ölçebilmek için pek çok ölçü aracı kullanmıştır. Bunlardan ortak yönleri uzun süre saklanabilme olan buğday, arpa, kuru hurma, tuz, altın, gümüş gibi pek çok maddenin aynı zamanda kıymetlerinin kendinde menkul olduğunu görmekteyiz. Yani acıktığınızda belli değere sahip buğdayı yiyebilirsiniz. Ya da çamura düşse yıkar, paramparça olsa ergitip tekrar bir araya getirmek suretiyle altını nereye gitseniz bozdurabilirsiniz.

Sonraları kıymeti kendinde mevcut olmayıp devlet gibi belli otoritelere olan güvenle tesis edilebilen kâğıt paralar icat edildi.

İster kıymeti kendinden menkul altın isterse dışarıdan otoriteyle tesis edilen kâğıt para gibi araçlar olsun bunlar insanların mal ve hizmetlerini karşılıklı değiştirmede ve biriktirdikleri servetlerinin miktarını ölçmede kullandıkları birer ölçü aracıdırlar. Tıpkı kumaşı ölçmekte kullandığınız metre gibi ya da domatesin kaç kilogram geldiğini ölçtüğünüz demir ağırlık gibi.

Kıymeti kendinden menkul olan buğday veya altın gibi ölçme araçlarının belli düzeyde ölçme özelliklerini doğal olarak korudukları bir gerçektir.

Kıymeti kendinden menkul olmayan ve ölçü olarak değerinin korunmasının devlet sorumluluğunda olan paranın ne yazık ki korunamadığını görüyoruz. Nedeni de devletlerin sanıldığının aksine parayı kendileri bizzat basmayıp devletin zannedilen ama özel ya da özerk olan Merkez Bankaları gibi kuruluşların ekseninde bankalardan borç yoluyla faiz karşılığında temin etmesidir. Tüm dünyada paranın %10 gibi bir miktarı bu şekilde borca dayalı üretilirken kalan %90 oranında para ise bankalar tarafından üretilmektedir.

1944 yılında Bretton Woods’da yapılan anlaşmayla ABD doları küresel rezerv para haline getirildi ve altın karşılığı bulunma kuralı sayesinde belli süre ve miktarda ölçü olma özelliği korundu.

Ancak 1971 yılında doların altın karşılığını bulundurma zorunluluğunun kaldırılması sonrasında paranın borca dayalı olarak üretilme yönteminin IMF gibi kuruluşlarca dünyada yayılması neticesinde para tamamen ölçü olmaktan çıkmıştır.

Belli kesimin menfaatleri uğruna üretimi borca dayalı hale getirilen paranın ABD gibi güçlü bir ülkeyi getirdiği konumu “ABD borçlarını neden ödeyemez?” başlıklı yazımızda incelemiştik [1].

Bu yazıda ise parayı ölçü olmaktan çıkaran borca dayalı para sistemi dediğimiz bizim ülkemiz de dahil olmak üzere hemen hemen tüm ülkelerde kullanılan uluslararası sistem hikayeleştirilmiştir [2,3,4]. İsterseniz sözü uzatmadan “Issız adadaki medeniyet” hikayesine başlayalım.

ISSIZ ADADAKİ MEDENİYET

Aileler için düzenlenen gemiyle dünya turuna pek çok aile katılır. Gemi Büyük Okyanus üzerindeyken şiddetli bir fırtınaya yakalanır. Fırtınada gemi batar ve filikaya binenlerden sadece beş aile kurtularak, üzerinde on binlerce adayı barındıran koca okyanustaki adalardan birine salimen ulaşırlar.

İlk gözlemledikleri, adada hemen her şeyin mevcut olduğudur. Bu yüzden adaya Bereket Adası ismini verirler. Bereket Adası’nda çok uzun yıllar hatta belki ömürleri boyunca kalma ihtimalinin yüksek olduğunu görüp kaderlerine razı şekilde kendi medeniyetlerini kurmaya karar verirler.

Zira; her biri maharetli insanlardan oluşan bu ailelerde bazıları marangozluk gibi yeteneklere sahip, kimisi ziraat işlerinden anlamakta ve ziraat ürünlerini işleyebilme konusunda becerili insanlar bulunmaktadır.

İlk zamanlarda kendi ürettiklerini diğerleriyle takas ederek her şeyi kendilerinin yapmalarına gerek kalmadan yaşamaya devam ederler. Zamanla refah seviyesinin artması, ailelerin genişlemesiyle artık memleketlerindeki kullandıkları para gibi bir ölçü aracına ihtiyaç duymaya başlarlar.

Lakin içlerinde para işinden anlayan yoktur. Neyi para olarak seçecekleri, parayı nasıl üretecekleri, nasıl dağıtacakları gibi hususlar konusunda karar verememektedirler. Başlarda altın veya değerli bir maden kullanmayı düşünürler. Ancak adada yaptıkları araştırmalarda böyle bir maden bulamazlar.

İşte o sıralarda adaya fırtınalı bir havada kayığıyla yeni birisi ayak basar. Fırtına sonucu batan bir gemiden kurtulan tek kişidir. Adada yaşayanları görerek sevinir. Hele onların ürettiği evler, oluşturdukları belli zenginlik sevincini iyice katlar.

Asıl sevincini artıran husus ise; ailelerin mallarını değiştirme yani takas işlemlerindeki zorlukları anlatarak para olarak kullanacakları bir şeye ihtiyaç duyduklarını ancak nasıl yapacaklarını bilmediklerini ifade etmeleri olmuştur.

Diğerleri tarafından fark edilmeyen gözlerindeki şeytani bir gülümsemeyle kendisinin bankacı olduğunu ve bu işlerin uzmanı olduğunu ifade eder. Hepsi çok sevinmiştir. Artık herkes ürünlerini rahatlıkla değiştirebilecekleri bir ölçüye kavuşmuştur. Ertesi gün bu işi halledeceklerini belirterek ayrılırlar ve güzelce uyurlar.

Ada Lirası (AL) Doğuyor

Ertesi günü bankacının yanına gittiklerinde yanında bir sandık olduğunu görürler. Bankacı bunun içinde altın var der. Bir de mürekkepli kalem ile kâğıtlar çıkarır.

Sonra şöyle devam eder:

“Adamızda Ada Lirası (AL) ismiyle yeni bir para çıkaracağız. Bu altınlara karşılık olmak üzere şimdi 1000 Ada Lirası üreteceğiz. Bunları tek tek farklı rakamlarda imzalayacağım. Bunlar sizin kağıt paralarınız olacak. Bunları her aileye 200 ada lirası olmak üzere borç vereceğim. Tabi bu benim altınlarıma karşılık olduğu için ve borç olarak verdiğimden sizden imzalı taahhütname alacağım. Bütün bunlara karşılık da az bir miktar faiz alacağım. %5 gibi bir rakamın fazla olmayacağını düşünüyorum” der ve adadakilere de kabul ettirerek 1000 ada parasını her aileye 200 Ada Lirası (AL) olacak şekilde dağıtır. Her aile borç senetlerini imzalar ve sevinçle 200 ada parasını alarak ayrılır.

Kurulan Sistemin Adı: Borca Dayalı Para Sistemi

Yukarıda görüldüğü gibi adadaki tüm para borca dayalı olarak üretilmiştir. Adadaki tüm ailelerin borcunu ödemesi durumunda ortada para kalmayacaktır.

Öte yandan, Matematikte 4 işlem yapabilen herkes eğer biraz sorgularsa kurulan sistemdeki çarpıklığı ve parayı nasıl ölçü aracı olmaktan çıkaracağını anlayacaktır.

Bankacı toplamda 1000 Ada Lirası olan bu kâğıtları her aileye 200’er Ada Lirası şeklinde dağıtıyor. Bir sene sonra her aile %5 faiziyle 210 Ada Lirası getirmek zorunda. Yani 5 aileden toplanacak 210 Ada Lirasının yıl sonunda 1050 Ada Lirası olarak (210×5) geri iade edilmesi gerekiyor.

Soru şu: Bankacının dağıttığı toplamda sadece 1000 Ada Lirası olduğuna göre 50 Ada Liralık fark nereden bulunacak?

Yani, adada dolaşan 1000 AL para miktarının üstünde (1050 AL) bir para piyasadan toplanma durumunda. Halbuki adada parayı basma yetkisi sadece bu adamda. Ortada olmayan bu para nasıl temin edilip geri ödenecek?

Bu, 50 Ada Liralık kısım ödeme taahhüdünde bulunan ailelerden çıkmak zorunda. Kurulan bu sistem Borca Dayalı Para Sistemi olarak isimlendirilip ülkelerdeki para sisteminin temelini oluşturmaktadır. Bu sistemde servet mütemadiyen parayı borca dayalı olarak üretenlere yani bankacılara doğru akmaktadır.

Parayı ülkelerde devlet kendisi basıyor zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Parayı ölçü aracı olarak koruma sorumluluğundaki devletler parayı kendileri basmamaktadırlar. Merkez Bankaları ortaklarını bankacıların oluşturduğu özel ve özerk kuruluşlardır.

Devlete para lazım olduğunda gider buralardan kredi alır. Karşılığında devlet ödeme taahhüdü olan tahviller vererek. Aynen sizin bankadan kredi çektiğinizde imzaladığınız ödeme taahhüdü niteliğindeki belgelerdir bunlar. Koca devletin bankadan borç alma zorunda olması garip gelse de gerçek bu.

Borca dayalı para sisteminde ortaya yeni para sürülürken yeni borçlandırmalar oluşturulmaktadır. Yani yeni para üretmek için yeni borç gerekiyor. Her üretilen yeni para için ortaya çıkan artı faizin hiçbir şekilde para karşılığı yoktur. Çünkü para üretilmekte ama faizi üretilmemektedir. Tıpkı adadaki 50 ada lirası gibi…

Peki bu 50 lira nasıl karşılanmaktadır? Hikâyeye devam edelim.

İlk Kriz

Bir sene dolup da geri ödemeler yapılmaya başlandığında ailelerden birisi 50 Ada Lirası olan borcu bir türlü denkleştiremiyor (bilin bakalım neden?).

Bankacı çok iyi niyetli birisi (!). Bu aile ekili tarlalardaki birinin buğdayını 50 Ada Lirası karşılığı bankacıya verince iş tatlıya bağlanıyor. Bankacının artık elinde 1000 Ada Lirası artı 50 Ada Lirası değerinde buğday bulunmakta. Bankacı elindeki 50 Ada Lirası tutarındaki mahsule karşılık 50 ilave Ada Lirası basıyor. Ürünü de aileye 50 Ada Lirası karşılığı geri satıyor.

İkinci Sene

Artık bankacıda 1050 Ada Lirası var. Bu 50’lik fark ailenin birisinin servetinden alınarak bankacının servetine eklenmiş durumdadır. Bankacı adadakilere sevindirici (!) bir haber veriyor.

Artık her aileye 210 Ada Parası verebileceğini söylüyor. Her aile bu kez 210 Ada Lirası alabiliyor. Elbette sene sonunda %5 faiziyle ödemek üzere.

Ancak sorun şu. Para borca dayalı üretildiği için adada mevcut 1050 AL’nın sene sonunda %5 faizle toplamda 1102,5 AL olarak geri dönmesi gerekiyor. Bu sefer adada mevcut parayla yıl sonunda bankacıya ödenmesi gereken fark 52.5 AL (1050-1102.5) oluyor. Yani ikinci yıl sonunda mutlaka birilerinden bankacıya geçecek 52.5 AL tutarındaki bir servet söz konusu.

Öte yandan mutlaka birilerinin kaybedecek olması nedeniyle ortaya çıkan rekabet sonucu adada sürekli yeni şeyler üretilmeye ve tüketim artmaya başlıyor. İnsanlar daha çok paraya ihtiyaç duyuyor. Öte yandan evlenmeler nedeniyle adadaki aile sayıları da artıyor.

İkinci Senenin Sonu

Beklenen oluyor. 52.5 AL tutarındaki serveti ödeyemeyen iki aile bankacı tarafından kabul edilebilecek bir ürünü olmadığından evlerini teminat göstererek bankacıdan 52.5 AL ilave kredi alıyorlar.

Bazıları problemin kullanımdaki paranın azlığından kaynaklandığını zannediyor. Bankacıya daha çok paraya ihtiyaç olduğu anlatılıyor. Artık bankacı planın en dehşetli kısmını uygulayabileceğini anlıyor. Diyor ki “eğer isterseniz artık altın karşılığı olmasına gerek kalmadan yeni para üretelim”.  Kabul edilince adadakilere de kazanma fırsatı vereceğini belirtince diğerleri nasıl diye soruyorlar?

Adadaki ilk modern banka

Bankacı “Parasını biriktirenler dilerse bankada değerlendirip %2 faiz geliri elde edebilirler.” diyor. Böylece 5000 AL daha piyasaya sürülüyor. Ayrıca “Dileyen karşılığında varlıklarını teminat gösterip dilediği kadar borç alabilir” diyor. Bu arada sistem gereği piyasada mevcut olmayan 52.5 AL’lık evi servetine katan bankacı bunu başka bir aileye satıyor. Karşılığında 52.5 AL’lık ilave para basıyor. Böylece ikinci sene sonunda ortaya sürülen 5000 AL artı parayla toplam 1102.5 para olmak üzere 6102.5 liralık bir miktar oluşuyor.

Planın en  önemli kısmı devreye giriyor. Artık çoğalan aile sayısı, insanların dilediği zaman gelip para yatırabileceği (%2’lik faiz almak ta var işin ucunda), isteyenlerin de istendiği zaman borç para alabileceği bir yapı var.

Adada Kısmi Rezerv Sistemi Kuruluyor

Bankacı şunu çok iyi bilmektedir. Mevduat sahipleri bankada tuttuğu paraların çok az bir kısmını gelip AYNI ANDA istemektedir. Bu oran dünyada ortalama %10 civarındadır. Yani ada halkından %10’u aynı anda gelip paralarını isteyeceği için eğer kasasında 1000 Ada Lirası varsa bunun sadece 100 lirasını tutup 900 lirasını tekrar tekrar borç verip faiz işletebilir. Bankacı toplam para miktarı 6102.5 olduğu için %10’u olan 610.25 lirayı tutarak defalarca borç vermek suretiyle 61025 lira varmış gibi faiz geliri elde etmektedir (eldeki 610,25+ 5492,25+ 4943,025+ 4448,72+ 4003,85+…=61025).

Sanırız bu, dünyada hemen her ülkede onca giderlerine rağmen en karlı kuruluşların neden bankalar olduğunu gösteriyor.

Dolayısıyla bankacının en karlı yılı olarak bu yıl 3051,25 liraya kadar faiz geliri elde edecektir. Kendisi ana paranın 10 katı kadar parası varmış gibi faiz elde ederken hesap sahiplerine ise sadece 6102,5’un %2’si civarında faiz verdiğinde 122,05 lira ödeme yapacaktır.

Yani kasasındaki 6102.5 AL’na karşılık 2929.2 AL gelir. Bu sene daha karlı yılların başıdır. Her sene sistem kendini büyüterek devam edecektir. Bankacı Fraksiyonel Rezerv sisteminin daha ilk yılında piyasaya sürdüğü 6102.5 AL karşılığında 2929.2 AL faiz geliri elde etmiştir. O yıl insanların 2929.2 AL tutarındaki serveti bankacıya eklenmiştir.

Bu nasıl bir sistem

Bu sistem kendini eksponansiyel olarak büyütmektedir. Diyelim ki 2000 yıl önce birisi bu sistemde bir kuruma %5 faiz üzerinden 1 kuruş borç verseydi 15. yılda 2.08 kuruş, 30. yılda 4.32 kuruş,1450 yıl sonra 4.809.556.747.171.530.000.000.000.000.000 kuruş (yani tümü altından oluşan bir dünya) ve 2000 yıl sonra 23.911.022.046.136.200.000.000.000.000.000.000.000.000 TL geri borç ödenmesi gerekirdi. Bu da tümüyle altından oluşan 250’den fazla dünya demektir.

Borç, faiz yüzdesine bağlı olarak belli sürelerde katlanıyor. Basit olarak (70/faiz yüzdesi) formülü ile borcun yaklaşık kaç yılda katlandığı bulunabilir.  Örneğin %5 faiz yüzdesi ile her 14 yıldan sonra (70/5) borç ikiye katlanacaktır. Durum aşağıda soldaki resimde gösterilmektedir.


Bunu bir yazımızda verilen doların altın karşısındaki değerlerini ve ABD’nin borçlarını gösteren sağdaki grafikle karşılaştırmakta yarar var [1].

Paranın Zaman Değeri Safsatası

Bir yazımızdaki paranın zaman değeri safsatası “de fakto” olarak ekonomi kitaplarında anlatılır. Ekonomistler için neredeyse kutsal metinler gibidir. Örneğin, Mühendislik Fakültelerinde okutulan Mühendislik Ekonomisi gibi derslerde de koca dönemin hemen hemen tümü bu kavram üzerine kuruludur. Ancak ne hikmetse paranın nasıl üretildiğine dair pek ders bulamazsınız.

Paranın zaman değerinin kaynağı ise borca dayalı para sisteminin işleyişidir.

Paranın zaman değerinde en önemli faktör ise faizdir. Bu sistem zaten faiz üzerine müesses bir sistemdir. Ne hikmetse paranın zamanla değeri hiç azalmaz hep artar. Nedeni de içindeki faizdir.

Paranın zaman değerinin adalete uymadığını ya da ölçüyü bozduğunu söyleyemezsiniz ve sorgulayamazsınız. Dedik ya onlar adeta kutsaldır. Öylece kabul etmelisiniz. Halbuki paranın zaman değeri parayı ölçü olmaktan çıkaran en önemli kavramdır.

Ölçü Olarak Para

Bu sistemin en önemli problemi parayı ölçü olmaktan çıkarmasıdır. Altın çamura düşmekle değerinden kaybetmez demişler. Para bir ölçü olması gerekirken bu sistemde zamana bağlı olarak sürekli değer kaybeder ve ölçü olmaktan çıkar. Dolarla altını karşılaştırdığımızda konu daha iyi anlaşılacaktır. 1971 yılında 1 ons altının fiyatı 35 ABD Dolarıydı. Ağustos 2011 itibariyle 1 ons altın 1800 ABD dolarını aşmıştır.

Yukarıdaki bileşik faiz formülüne göre yıllık %5.8 ortalama faizle, 1943 yılından 2011’e kadar geçen 68 yılda altının değer değişimini hesapladığımızda 1618 dolar gibi bir rakam çıkıyor.

Altının değeri artıyor deniyor. Hayır, aslında altının değeri artmıyor. Hatta az da olsa bir miktar düştüğü söylenebilir. Zira altını çıkarmak için gerekli insan gücü ve süreçler belli. Gelişen teknolojiler nedeniyle altın çıkarmak daha kolay hale gelmiştir.

Ancak borca dayalı para sistemi nedeniyle para altının karşısında sürekli değer kaybediyor.

Kısaca, altın değerlenmiyor paranın altın karşısında değeri düşüyor.

Parayı ölçü olarak kıyaslama

Bildiğiniz gibi metre de para gibi bir ölçü birimi. Diyelim ki 2 metre kumaş aldınız. Dünyanın neresine giderseniz gidin uzunluğu aynıdır. Hatta 10 sene sonra ölçseniz eğer boyu değişiyorsa sizin kumaşınızda sorun vardır derler.

Oysa para öyle mi? Eski bir Amerikan kovboy filmini seyredin. Orada günün maaşlarını, mal ve hizmetlerin bedellerini karşılaştırın. Ne kadar komik kalacak günümüz parasıyla. Halbuki o zamanki altın miktarıyla karşılaştırsanız bir ev ya da at almak için sarf edilen altının bugünkünden fazlaca farkı olmadığını görebilirsiniz.

Para sisteminin paraya ettiği zulüm metreye yansıtılınca anlaşılacaktır. Diyelim ki elinizde değişik bir malzemeden yapılmış 1 metre uzunluğunda bir mezureniz var. Malzeme nedeniyle bu mezure her sene ilk boyuna nispetle %5 büzülüp kısalıyor. 14 sene sonra bu mezurenin diğer gerçek bir metreye göre boyu yaklaşık 0.5 metre olacaktır. Siz bu metreyle ilk örnekteki 2 metrelik kumaşı ölçerseniz kumaşın boyunu kaç metre bulursunuz?

Cevabı yaklaşık 4 metre. Aslında kumaşın boyunda değişme yok. Zaman sizin mezuredeki metre ölçünüzü aşındırmıştır. Aynen borca dayalı sistemin parayı aşındırdığı gibi…

Adada çöküşün başlangıcı

Aradan sadece 40 senenin üzerinde zaman geçmiştir. Adada artık küçük bir medeniyet kurulmuştur. Faytonlarla ulaşım sağlanmaya başlamışlardır. Okullar, hastaneler başta olmak üzere pek çok yapı bina edilmiştir. Ancak adada bir şeylerin yolunda gitmediğinin herkes farkındadır. Para sürekli değer kaybetmekte insanlar canla başla çalışmalarına rağmen sürekli borç içinde yüzmektedirler. Eski mutluluklarını kaybetmişlerdir. Bereket adasından eser kalmamıştır. Yaşlılar gençlere memleketlerindeki enflasyon dedikleri şeyin burada da olduğunu anlatmaktadırlar. Ama nerede yanlış yapıldığını izah edebilen yoktur.

Bu sistemin can damarı ve en önemli kontrol aracı olan faiz oranları adeta açma kapama düğmesi gibidir. O yüzden sistemi sürdürmek için faizler sürekli indirilir çıkarılır. Sistem kendi kendini yediği için de sürekli para basılır: elbette her kuruşu borca dayalı olarak. Durum gittikçe kötüleşmektedir sürekli kriz krizi kovalamaktadır.

Dünyamızın da bu adada olup bitenden farkı yok. Borca dayalı para sistemi artık son zamanlarını yaşamakta. Pek çok ülke, kuruluş ve kişiler çeşitli gayelerle yerine konulacak para sisteminin arayışında.

Her çöküş aslında bir fırsattır. Paranın yeniden sadece ölçü aracı işlevini kazanabilmesi için insanlığın önünde önemli bir fırsat var. İnsanlık olarak uyanık olmazsak adaya gelen kötü niyetliler her zaman olacak ve insanlığın ölçüsünü çalarak menfaat sağlamaya çalışacaktır.

Siz o adada olsaydınız ne yapardınız? Altın veya benzeri değerli madeni bulunmayan bu adada ana işlevi ölçmek olan parayı nasıl seçer veya üretirdiniz?

BDPS dediğimiz paradigmanın sorunları çözmesi mümkün değil zira sorunları üreten kendisi. Paradigma öncülüğü için ya mevcut öncülerin paradigmalarını değiştirmeleri ya da yeni paradigmaların öncülük yapmaları gerekir. Mevcut paradigmanın öncüleri felce yakalanmış durumda, zaten saltanatlarını sona erdirecek bir paradigmayı düşünmeleri de mümkün değil. Diğer taraftan yeni paradigmaların önemli bir özelliği de öncülerinin dışarıdan çıkmasıdır. Ancak yeni paradigmayı üretmesi gereken ülkeler ve devletlerin idareci ve politikacıları gelecek tsunaminin farkında bile değil.

Sahi küresel kriz teğet bile geçmeyecekti. Değil mi? Belki bu kriz için geçerli olabilir ama olan kriz değil bir çöküş.

1. B.Gültekin Çetiner, 11 Ağustos 2011, ABD borçlarını neden ödeyemez?, Haber7.com

2. Yazıdaki “Issız adadaki medeniyet” hikâyesinin “Refah Adası” sürümü için bknz: Prof. Dr. Mete Gündoğan, “Faiz Tuzağı”, Keşif Yayınları, 2002, Ankara.

3. Prof. Dr. Mete Gündoğan, “Refah Toplumu“, Vadi Yayınları, 1995, Ankara

4. Stephen Stretton, “The general theory: a desert island economic allegory“, 21 Mart 2011

 

Prof. Dr. B. Gültekin Çetiner

12 Kasım 2011 Cumartesi

http://www.drcetiner.org

http://twitter.com/drcetiner

 

Share this:
Share this page via Email Share this page via Stumble Upon Share this page via Digg this Share this page via Facebook Share this page via Twitter

Share in top social networks!

Leave a Reply

*

Muhtevasını değiştirmemek şartıyla yazılardan istifade edebilirsiniz.
© 2011 Prof. DR. B. Gültekin ÇETİNER · Subscribe:PostsComments · Designed by Theme Junkie · Powered by WordPress

Faiz Lobisi