Subscribe:Posts Comments

You Are Here: Home » Ekonomi, Makaleler » Küçücük ülkenin cesur insanları

Share in top social networks!

Küçücük ülkenin cesur insanları

Serdar Akinan Suriye Gerçekleri yazısında “Algı her şeydir. Unutmayın algınızı yöneten medyadır. Medyanın gösterdikleri kadar göstermedikleri de önemlidir.” diyor.

Gerçekten de insanların algılamalarında istediğiniz yönde bir seçicilik oluşturabilirseniz artık pek çok şeyi anlamalarını istediğiniz şekilde algılamaları kaçınılmaz olacaktır.

Bu yüzden Dünya’da medyayı kimlerin kontrol ettiği meselesi sıklıkla tartışılmaktadır. PakalertPress, dünyadaki medyanın büyük çoğunluğunu kontrol eden bir güçten bahsederek ABD medyasını yönlendiren firma sayısının 1983’lü yıllarda 50’nin üzerinde iken bu sayının günümüzde yalnız altı olduğunu söylüyor. Küreselleşme nedeniyle özellikle uluslararası finans sektöründe belli kesimde toplanan parasal gücün kaçınılmaz sonucu olsa gerek.

O yüzden büyük meselelere getirilebilecek çözüm yolları ya haber yapılmıyor ya da haber yapılsa bile medya tarafından oluşturulan algılama filtrelerimize takılıyor. Bu nedenle bir şeyin haber olması haberdar olduğumuz anlamına gelmiyor. Zira haberdar olmak ifadesi bir anlamda doğru algılamayı da içeriyor.

Bugünlerde Yunanistan’ın, İtalya’nın ve diğer benzer durumdaki ülkelerin iflasıyla ilgili her gün farklı haberler çıkmakta. Neredeyse her kafadan ayrı bir ses çıkıyor. İflasların sonucunda getirilen çözümler ise genelde aynı: Bankaları kurtarmak…

İflas edenlerin içerisinde bir ülke var ki ne hikmetse bu ülkenin halkının gösterdiği cesur davranıştan ve bununla ekonomisini nasıl tekrar yoluna koymaya başladığından fazlaca bahsedilmemekte. Yunanistan ve İtalya başta olmak üzere sıkıntıdaki pek çok ülke için örnek olabilecek bu ülkedeki özgün olaylar acaba neden haber değeri taşımıyor?

Anlatalım ve kararı siz değerli okuyuculara bırakalım.

Hatırlarsanız “New Scientist” dergisinde kısa süre önce dünyayı yöneten kapitalist ağ başlıklı bir yazı vardı. Bugünlerde AB ülkelerinde hükümetler ardı ardına devriliyor. Bu ağ içinde yer alan, çoğunluğu merkez bankacı olan küresel bankaların elemanları devrik başbakanlardan boşalan koltuklara yerleştiriliyor.

Borç krizi nedeniyle sıradaki diğer ülkelerin de benzer şekilde iflas ederek kervana katılacağını ve muhtemelen küresel bankalarla ilişkili kimselerin denetimine bırakılacağını söylemek kehanet değil. Uzun süre önce “Bana bir ulusun parasını basma ve kontrol yetkisi verin kanunları kimin yaptığı umurumda değil” diyen bankerlerin sözlerinin ne anlama geldiği artık daha rahat anlaşılabiliyor.

Bu ülkelerin başına bankacıların getirilmesinin neden daha uygun olduğu, hele bunların uluslararası bankacılık ağı içinde çalışanlardan seçilmesi izah edilebilir mi? Problemin temel nedeni zaten mevcut uluslararası para ve bankacılık sistemi. Sorunun parçaları nasıl çözüm olabilir?

Mühendislikte çok önemli bir kural vardır. Problem doğru tanımlanmadan çözüm getiremezsiniz.

Sorun, borca dayalı dediğimiz bu sistem (BDPS) olduğuna göre yapılan, yanlış teşhis koymak suretiyle hastayı geri dönülmeyecek şekilde tedavi etmeye çalışmaktan başka bir şey değil. 1997 krizinde etrafındaki ülkelerin aksine küresel bankalardan ve IMF’den uzak kalarak kurtulmayı başaran Malezya’nın efsanevi lideri hekim Mahathir’in bunu nasıl gerçekleştirebildiğini “Küresel krize doktor teşhisi”nde anlatmıştık.

İşte benzer bir durum İzlanda örneği şeklinde karşımıza çıkıyor.

Evet bu bahsettiğimiz halkı cesur ülke İzlanda. Bugünlerde toparlamakta olduğu açıkça görülen bu küçücük ülkenin ekonomisi nasıl kısa sürede iyileşmeye başladı? IMF’den Thomsenın bile İzlanda ekonomisinin öldü derken düzlüğe çıkmaya başladığını ve bunu IMF’yi reddederek başardığını söylemesi ilginç değil mi?

Hatırlarsanız 2008 finans krizinde İzlanda iflas etmişti. O zamandan bu yana İzlanda’dan pek haber verilmiyor. Oysa bize göre bu ülkede haber değeri önemli şeyler oldu.

Gelirinin büyük miktarı balıkçılık sektörüne dayanan, 320 bin nüfuslu, ordusu olmayan İzlanda’da neo-liberal rejim altında bankacılık büyüsüne kapılmış ülke en zengin ülkeler içerisinde sayılıyordu. 2003’te ülkenin tüm bankaları özelleştirilmişti. Kısmi rezerv bankacılığında bire yirmiye varan oranlar ve yüksek faizlerle özellikle İngiliz ve Hollanda’lı vatandaşlar başta olmak üzere yabancılara da açılan bankalar “IceSave” adı altında çok sayıda müşteriye sahip oldular.

Issız Ada Hikâyemizde anlattığımız borca dayalı dediğimiz para sistemi nedeniyle oluşan borçların oranı milli gelire göre %900’ü aştığından ülkedeki finans balonu 2008 kriziyle birlikte patladığında bankacılığa dayalı gelişme büyüsü bozuldu.

Neticede 3 bankanın toplam mevduatı toplam milli gelirin neredeyse 10 katı olan İzlanda iflasını ilan etti ve Avro karşısında İzlanda Kronu yaklaşık %85 değer kaybetti.

Bu tür krizlerde ne yapılır herkesin malumudur. Devlet bankaları kurtarır. Bankaların borçlarını üstlenir yani fatura yeni vergiler/enflasyon olarak halka çıkartılır. Krizde servet yok olmaz el değiştirir ilkesi gereği halkın serveti böylece bankalara aktarılır. BDPS’nin genel işleyişidir bu.

Ancak İzlanda’da bankerler bunu başaramadılar. İzlanda halkının büyük tepkileri sonucu hükümet istifa etti. 2009’da seçimler sonucunda kurulan hükümet her İzlanda vatandaşının 15 yıl boyunca %5.5 faizle ayda 100 Avro ödemesini içeren önceki hükümetin yasasıyla ilgili olarak vatandaşın şiddetli protestolarla gelen taleplerine kulak verdi. Yeni hükümet bankaların borcunun vatandaşlara yüklenmesi anlamına gelen yasayı referanduma götürerek borçları ödeyip ödemeyeceğini halka sunmaya karar verdi.

IMF, Küresel bankalar ve diğer bazı ülkeler İzlanda üzerine büyük baskılar yaptılar. Özellikle vatandaşlarının mağdur olması nedeniyle İngiltere ve Hollanda’nın Avrupa mahkemesine gideriz baskıları da halkın cesurca vereceği kararı etkilemedi.

2010 Martta yapılan referandumda halkın %93’ü bankacıların borcunu ödemeyi reddetti. O günlerde İzlanda’da yaşanan volkan faciasını hatırlayacaksınız. O faciaya denk düşen günlerde özellikle İngiltere’de bu konu “ We said ‘send cash not ash’” yani “size para gönderin dedik kül değil” şeklinde esprilere neden oldu.

IMF derhal kredileri durdurdu. Ülke adeta tecrit edildi. Fakat vatandaşlar vazgeçmedi ve halkın tepkisiyle yeni hükümet finans krizine yol açan sorumlular hakkında takibat başlattı. Krizde rolü olduğu söylenen pek çok bankacı ülkeyi terk etti.

İzlanda için diğer haber değeri taşıyan şey ise daha önce bizim de anayasa hazırlama çalışmaları için tavsiye ettiğimiz yönteme çok benziyor.

İzlandalılar tam katılımcı demokratik bir anayasa için herhangi bir partiye üye olmayan yeteri sayıda vatandaşın tavsiyesiyle belirlenen yüzlerce aday arasından 25 sıradan vatandaşı yeni anayasa için seçmişler. Bunların yeni anayasa belgesini internette Facebook gibi sosyal medya ortamlarını kullanarak tartışmalar neticesinde oluşturmalarına karar verilmiş.

Küçük, 320 bin nüfuslu, ordusu olmayan bir ülkenin küresel bankacılık sistemine cesurca direnmesi, bankacıların borcunu kabullenmeyip İngiltere ve Hollanda gibi iki AB üyesi yabancı ülkeyi karşısına almış olması hele bunları AB üyeliğine başvurmuş olduğu halde yapması çok anlamlı.

Dışarıdan özellikle küresel bankalardan gelen baskılar nedeniyle İzlanda’da borçların ödenmesiyle ilgili ikinci kez referanduma gidilmiş ve halk yine olumsuz oy vererek cesaretle yola devam kararı almış.

Bu karar üzerine İngiltere ve Hollanda Avrupa mahkemelerine gideceğini söylüyor. Bakalım gelişmeler ne yönde ilerleyecek? İzlanda halkının bu cesur taleplerine Avrupa mahkemeleri ne diyecek? Halkın bankacılar karşısında haklı talepleri mi yoksa bankacılar mı kazanacak?

Ancak ne olursa olsun bu küçük ülkenin cesur halkı diğer ülkelerin halklarına ders olmalı ve bankacıların suçunu halkın üstüne yükleme anlamına gelen banka kurtarma operasyonlarında hükümetlere karşı kendi güçlerinin farkına varmalılar.

Gelelim işin habercilik yönüne. Acaba kaç kişi İzlanda halkının tüm baskılara rağmen attığı cesurca adımın farkında? Yunanistan, İtalya ile başlayan kurtarma operasyonları halkasına dahil olacak sıradaki diğer borçlu AB ülkeleri halklarının İzlanda halkının bu cesurca hareketini tam olarak öğrenmek hakları değil midir?

Yoksa haber olmasına haber oluyor da algıda seçilik nedeniyle haberdar mı olamıyorlar? Ya da halkları İzlanda’nınki kadar cesur veya kararlı mı değil? Ne dersiniz?

Prof. Dr. B. Gültekin Çetiner

30 Kasım 2011 Çarşamba

http://www.drcetiner.org

twitter.com/drcetiner

Share this:
Share this page via Email Share this page via Stumble Upon Share this page via Digg this Share this page via Facebook Share this page via Twitter

Share in top social networks!

1 Comment

  1. [...] [6] Prof.Dr. B. Gültekin ÇETİNER, 30.11.2011, Küçük Ülkenin Cesur İnsanları, Erişim Adresi: http://drcetiner.org/ekonomi/kucucuk-ulkenin-cesur-insanlari.html [...]

Leave a Reply

*

Muhtevasını değiştirmemek şartıyla yazılardan istifade edebilirsiniz.
© 2011 Prof. DR. B. Gültekin ÇETİNER · Subscribe:PostsComments · Designed by Theme Junkie · Powered by WordPress

Faiz Lobisi