Subscribe:Posts Comments

You Are Here: Home » Dışişleri, Makaleler, Politika » Dışişlerinin Kaçırdığı Tarihi Fırsat

Share in top social networks!

Dışişlerinin Kaçırdığı Tarihi Fırsat

El-Kaide lideri Bin Ladin’in Pakistan’da saklandığı malikanede ABD’li askeri birliklerce yapılan operasyonlarda öldürüldüğü haberi tüm dünyada yankı buldu. Daha önce de medyada benzer haberler yer alsa bile artık Bin Ladin’in resmi olarak ölü olduğunu söylemek mümkün.

Bu arada, Ladin’in cesedine ait olduğu ileri sürülen fotoğrafın daha önce çekilmiş iki farklı resim üzerinde yapılan Photoshop hilesi olduğundan tutun, cesedinin okyanusa atılması haberini inandırıcı bulmayarak Ladin’in tanık koruma programına alındığını ifade edenlere kadar değişik spekülasyonlar yapıldı.

Öte yandan Beyaz Saray sözcüsü Jay Carney Ladin’in operasyon sırasında silahsız olduğunu açıklayarak akla pek çok sual getirdi.

ABD’liler sokaklara dökülerek kutlamalarda bulunurken, Pakistan başta olmak üzere bazı İslam ülkelerinde cılız seslerle de olsa ABD’lilerin yabancı bir ülkede askeri operasyon gerçekleştirmesi kınandı veya eleştirildi. Süreç içinde seslerin yükselmesi şaşırtıcı olmaz.

Eleştirenlerin arasında Batıdan da bazı isimler vardı. Bunlardan Almanya’nın eski başbakanlarından Helmut Schmidt, ABD güçlerinin Usame bin Ladin’i öldürmesini eleştirerek, bunun uluslararası hukuka aykırı olduğunu savundu.

Alman televizyon kanalı ARD’de yayımlanan bir programa katılan Schmidt’in, “Bu saldırı açıkça, geçerli olan uluslararası hukuka aykırıdır. Öte yandan Arap dünyasındaki huzursuzlukları daha da artırabilir” şeklinde görüşlerini dile getirdiği belirtilmekte.

Bin Ladin’i öldürmenin Amerikalılar tarafından bir zafer olarak algılanmasını anlayışla karşıladığını ifade eden Schmidt, ancak Amerikan birliklerinin Pakistan sınırları içinde bir askeri operasyon düzenlemesinin tartışmalı bir yanının da olduğunu kaydediyor.

Batılı bir politikacı bile bunları ifade ederken son zamanlarda dış politikada yapmaya çalıştığımız açılımlar nedeniyle Dünyanın gözlerinin üzerimizde olmasına rağmen Dışişlerimizin yaptığı açıklamalarla önemli fırsatlar kaçırıldığını düşünmekteyiz.

Ülkemizin 28 Şubat post-modern darbe sürecinden sonra çeşitli alanlarda olduğu gibi dış politikada da sarsılan konumunun yeniden düzelmeye başlamasının miladı olarak meclisten geçmeyen tezkerenin tarihi önemini vurgulamak gerekmekte.

Yurtdışında bulunduğumuz o yıllarda meclisten tezkerenin geçmemesi üzerine farklı ülkelerden pek çok akademisyen arkadaş odamıza kadar gelerek bizzat tebrik etmişler ve Türkiye’yi takdirle karşıladıklarını ifade etmişlerdi. Ondan sonraki süreçlerde Türkiye’nin dedikleri yakından takip edilir oldu. Bu takip edilme sırasında söylediklerimizin gelişen imajımız üzerinde etkisi önemlidir.

O zamanlar Türkiye’nin tezkereyi kabul etmesi gerektiğini söyleyenler de sanırız süreç içerisinde tezkerenin geçmemesinin müspet sonuçlarını itiraf etmişlerdir.

Irak’ta milyonlarca sivilin öldürüldüğü ve nedenleri şu anda malum sonuçlarıyla eğer tezkere o zaman meclisten geçmiş olsaydı Türkiye bugün İslam Dünyası nazarında aynı konuma sahip olabilecek miydi?

Birkaç senelik süreç sonunda Türkiye’nin, İsrail’in şiddete dayalı politikalarına karşı dünya kamuoyunda haklı talepleri seslendirmesiyle birlikte ekonomik istikrarına paralel olarak Dünyada konumunu güçlendirmeye devam etti.

Diğer taraftan ülkemizin imajının yükselmesinde Davos’ta Başbakanımızın yaptığı haklı “one minute” çıkışının da etkisi yadsınamaz.

Ancak son zamanlarda Dışişlerinin geliştirdiği politikaların Başbakanca geliştirilmeye çalışılan vizyonla ne kadar örtüştüğü konusunda tereddütlerimiz bulunmakta.

Bu anlamda Dışişleri tarafından Ladin’in öldürülmesiyle ilgili olarak yapılan son açıklamalar kaçırılan fırsat olarak değerlendirilmektedir.

Dışişleri, sitesinde yaptığı açıklamada özetle; El Kaide terör örgütünün lideri Usame bin Ladin’in Pakistan’da düzenlenen bir operasyonda ölü olarak ele geçirilmesini terörizmle mücadele alanında son derece önemli bir adım olarak gördüklerini açıklamış.

Dışişleri devamla, El Kaide’nin ve Ladin’in 11 Eylül saldırıları da dahil olmak üzere binlerce masum insanın canına mal olan ve dünyanın farklı bölgelerini kana bulayan terör eylemlerinin sorumlusu olduğunu ilan etmiş.

Dışişleri Bakanlığımız açıklamalarına benzer şekilde devam ederek sonucu “adaletin tecelli etmesi bakımından ibret verici” olarak bağlamış.

Adaletin tecelli edip etmediği konusunda takdirleri dünya kamuoyuna bırakarak açıklamayı ele alalım.

Dışişlerince yapılan açıklamanın, Ladin’in adilce yargılanıp, olayın ayrıntılarının ve bağlantılarının açığa çıkarılması şeklinde olması daha akılcı değil miydi?

Dışişleri’nin dünya kamuoyu önünde yapması gerekip de yapamadığı açıklamaların kaçırılan altın fırsat olduğunu söylemek acaba yanlış olur mu?

Politika insanın ya da kurumların önüne çıkan fırsatları doğru kullanma sanatıdır diyebiliriz.

Örneğin Dışişleri şunu diyebilirdi: Madem Ladin’in yeri tespit edildi canlı olarak ele geçirilip uluslararası bir mahkemede adil bir biçimde yargılanmalıydı. Bildikleri söylettirilmeliydi. Bağlantıları, fikirleri, neyi neden yaptığı kimlerle işbirliği içerisinde olduğu gibi konular anlattırılmalıydı.

O zaman belki de çok ilginç bir fotoğraf çıkacaktı dünya kamuoyunun önüne.

Tıpkı Miloşeviç’in anlattıklarında olduğu gibi.

Avrupa liderlerinin kendisini nasıl teşvik ettiğini, neler dediğini yargılama sırasında Dünyaca öğrenmeye başladığımızda, nedense kalp ilaçlarını almayı reddetmesi sebebiyle hapishanede kalp yetmezliği ve yüksek tansiyon sebebiyle(!) ölü bulunduğu haberini aldık. İlginç bir tesadüf.

Rusya Bilimler Akademisi üyesi Dr. Vladimir Yevseyev de yaptığı açıklamada yapılan saldırıyla uluslararası normların ABD tarafından bir daha çiğnendiğini ifade etmiş ve ABD uçaklarının bağımsız bir ülkenin sınırlarını ihlal edip Bin Ladin’i öldürmesini kastederek “Ladin susturulmak için mi öldürüldü?” sorusunu sormuş.

Adil yargılanmak herkesin hakkı

İleri demokrasi sahibi ülkeler bize nasıl A. Öcalan’ın adil yargılanması için baskı yaptılar ve gelip takip ettiler ise, biz de benzer şeyleri talep edebilirdik. Tamam sonunda idam kararı verilecek idi ancak birçok sorunun da cevabı bulunabilirdi. Adil yargılanmak herkesin hakkı değil midir? Bu bir terörist de olsa da…

Öte yandan “İnanmazsanız bakın” dercesine cesedin okyanusa atılması haberi de yanında doğal olarak spekülasyonları getirmekte.

Diyelim silahsız olduğu halde canlı olarak yakalayıp adil şekilde yargılanma hakkını tanımadınız. Cesedin denize atılması da nereden çıktı? Sağlığında böyle bir vasiyeti mi vardı? Bir insan terörist bile olsa cenazesinin ailesince teslim alınma hakkı yok mudur?

Tüm bunlar İslam Dünyasında olumsuz olarak algılanacak olup terörizmi zayıflatmaya pek yardımcı olmadığı da ifade edilebilir. Nitekim bunun ilk sinyalleri Ezher Üniversitesi’nden “Hayvan bile denize atılmaz” tepkisiyle geldi.

Yukarıdaki örnekte ve 25 bin vatandaşın tahliyesiyle başlayıp en sonunda elçiliğin de boşaltılmasına kadar varan Libya sürecinde de görüldüğü gibi Dışişlerinin son zamanlarda ülkemizin dış politikada geliştirmeye çalıştığı vizyona pek ayak uyduramadığı görülmektedir.

Yiğit meydanda belli olur demişler. İlk domino taşı diye adlandırılan Tunus olaylarıyla başlayıp büyüyerek devam eden Ortadoğunun dış odaklar desteğiyle şekillendirilmesi sürecinde Dışişleri bugüne kadar kendisinden beklenen performansı gösteremedi ve edilgen kaldı. Acaba toparlanabilecek ve kendisinden beklenenleri yerine getirebilecek mi?

5 Mayıs 2011 Perşembe

http://www.drcetiner.org

Share this:
Share this page via Email Share this page via Stumble Upon Share this page via Digg this Share this page via Facebook Share this page via Twitter

Share in top social networks!

1 Comment

  1. [...] sonra Mayıs 2011’de yazdığımız “Dışişlerinin kaçırdığı tarihi fırsat” yazısında [...]

Leave a Reply

*

Muhtevasını değiştirmemek şartıyla yazılardan istifade edebilirsiniz.
© 2011 Prof. DR. B. Gültekin ÇETİNER · Subscribe:PostsComments · Designed by Theme Junkie · Powered by WordPress

Faiz Lobisi