Subscribe:Posts Comments

You Are Here: Home » Makaleler, Politika » Kaddafi’nin devrilmesi Menderes’in asılması gibidir

Share in top social networks!

KADDAFİ’NİN DEVRİLMESİ MENDERES’İN ASILMASI GİBİDİR
Okumakta olduğunuz satırlar yazıldığı sırada Albay Muammer Kaddafi, henüz devrilmiş veya öldürülmüş değil.

Bu yazdıklarım size ulaştığında birileri onu devirmiş veya öldürmüş olacak mı, bilmiyorum. Bildiğim yegane şey artık Türkiye’de birilerinin küfrün müdir unsurlarınca suyun içindeki balık muamelesine taabi tutulduklarını fark etmelerinin zamanının geçmekte olduğudur.

Bu saatten sonra “meğer neymiş” demenin faydası olmayacak ve kaç kişi kaldıysa, her mü’min tevekkül içinde öldürülmeyi bekleyecek.

Biz Müslümanlara agâh olmak emredilmiştir. Bu emre uymanın gereği olarak bazı şeyleri fark edelim: Almanyaların sahte, güdük ve pütürlü “Vereinigung”u arifesinde, Helmut Kohl’ün öngörüsü isabet kaydetmedi. Almanların gereksiz yere cendere altında tutulmasına bir son verebilmek umuduyla gelen çağın bir Alman asrı olmayacağını söylüyordu Helmut Kohl.

O günlerin şansölyesi müttefiklerin II. Dünya savaşı sonrasına mahsus davranış seyrinin inkıtaa uğramayacağı, dolayısıyla yakın gelecek zamanın yine bir Amerikan asrı olmaya devam edeceği görüşündeydi. O günden bu güne güç kullanımının hangi tarzda vâki olduğunu müşahade ettik. Böylece elimize durum değerlendirmesi yapacak bir imkân geçti.

 

Gördük ki, Helmut Kohl’ün öngörüsü isabet kaydetmedi. Yani Hıristiyanların yirmibirinci yüzyılı, geride bırakılması üzerinden daha henüz bir onyıl geçmişken, yirminci yüzyıl gibi yine yeni bir Amerikan yüzyılı olamadı ve olamayacak. Beynelmilel şirketler artık Amerikalılık şemsiyesine ihtiyaç duymuyor. ABD’nin yekpareliği ciddiye alınmıyor.

Bilimsel kafalar çalışır halde kalabilmek için bir asgari rasyonelliğe, bir asgari tutarlılığa ihtiyaç hissediyor. Bilimsel kafaların bu hissi onları oyunun taraftarsız oynanamayacağı sahasına götürüyor. Cumhur-cemaat skor herşeydir görüşüne bağlanmışlar. Herşeyi skora göre ayarlamışlar. Finans hakimiyetinin teminatı da burada. Yanılarak rahatlıyorlar. Bilim rahatlatıyor. Oysa farkına varalım ki, beşiğini XVII. yüzyıl Avrupasının salladığı bilim yanıltıcıdır. Çünkü bilim hiçbir veçhesiyle tefekkürün mahsulü değil; Türklük karşısında sadece bir infialdir. Mesele saydığımız şeyleri infiale istinat ederek değil, o infiale sebep olan gözün, Türk gözünün imkânlarıyla tetkik etmeli, faydayı gören göz olmada aramalıyız.

İki dünya savaşı sonunda PAX-AMERICANA geldi. PAX-AMERICANA, İtalyan Faşizminin bir damla suyu kalmayıncaya kadar ezilmesi, Alman Nasyonal Sosyalizminin nefessiz bırakılıp boğulması, Rus Sovyetizminin de demir perde içinde kaskatı donuklaştırılması suretiyle tesis edildi. PAX-AMERICANA müstemlekecilikle refaha erenlerin refahlarını müstemlekeleşmekte aramaları demekti. Müstemlekeleşmekte bir refah, bir huzur, bir çözüm aramak dünyanın her yerinde “Authentique Amerikancılık” üretti. Bir varoluş endişesi kisvesine bürünmüş olan bu “Authentique Amerikancılık”, düşüncelerin ideologik hududuna aldırmıyor, insan haklarına ve piyasa ekonomisi şartlarında her zorluğun aşılabileceğine inanıyordu. O kadar ki, 1950 senesinden itibaren Türkiye’de hükümet etme fırsatı bulan Demokrat Parti yöneticileri “Authentique Amerikancılık” sayesinde Amerika’dan ithal ettikleri ziraat makinelerinin onlara bazı tarım ürünleri bakımından dünyada Amerika’yla rekabet imkânı sağlayacağını sanıyorlardı. Tıpkı Kaddafi’nin mülkünde bir “cemahiriye” bina ettiği hayaline kapıldığı gibi.
Sartrien “Authentique Amerikancılık” dünyanın her yerinde bir mağlubiyet tesellisiydi. Neden şeytana pabucunu ters giydirmek mümkün olmasındı?

Komünistler devrimden korkuyordu. Silah kullanılıp sırtı yere getirilemeyen kapitalizm tereyağıyla mağlubiyete uğratılabilir, bütün Arap ordu komutanları Tel-Aviv’de buluşabilir, kağıttan kaplan emperyalizm paramparça edilebilir, Atatürk sağ olsaydı Refah Parti’li olurdu. Lûzum eden şey, daha fazla Vietnam, sivil toplum, demokrasi, pozitif ayrımcılıktı.

Mazlumun ahını alanlardan, bunun acısı aheste aheste çıkarılmalıydı. Kim çıkaracaktı? Hepimize görev düşüyordu. Ömrünü bu safsatalarla tüketen milyonlarca insan vardı.

Safsata hakimiyeti karşısında yapılacak bir şey yok. Gerçek kıçına donunu geçirene kadar yalan ve safsata elele verip dünyayı iki kere dolanıyor. Gele gele öyle bir yere geldik ki, dünyanın her yerinde, 1945 şartlarıyla icbar edilen “Authentique Amerikancılık” alaşağı ediliyor. Onun yerine iktidara talip olan sadece düzmece değil, aynı zamanda düzülmüş bir Amerikancılık’tır. Post-modernizmin ta kendisi. Bu yeni Amerikancılık düzmecedir, zira batıl itikat üzerinde yükseltilmiştir. Bu yeni Amerikancılık düzülmüştür, zira tüketmekten başka hiçbir şey üretmez. Yani sadece tüketimi üretir. Bu yeni Amerikancılık diyor ki: Her yaptığımız, her söylediğimiz yerinde ve isabetlidir. Hepsi o an için geçerlidir. Dünyanın kötüden betere gitmesi seni kederlendirmesin. Carpe diem. Beterin de beteri gelecek ve daha kötüsünün olamayacağı bir noktaya gelinecek. Dünyada cinnetten ve günahtan başka bir şey kalmayacak. İşte buna sevin. Çünkü ancak o zaman Mehdi gelecek, Mesih avdet edecek, ortaya Kurtarıcı çıkacak.
İsmet Özel, 27 Ağustos 2011

Share this:
Share this page via Email Share this page via Stumble Upon Share this page via Digg this Share this page via Facebook Share this page via Twitter

Share in top social networks!
Etiketler:, ,

Leave a Reply

*

Muhtevasını değiştirmemek şartıyla yazılardan istifade edebilirsiniz.
© 2011 Prof. DR. B. Gültekin ÇETİNER · Subscribe:PostsComments · Designed by Theme Junkie · Powered by WordPress

Faiz Lobisi