Subscribe:Posts Comments

You Are Here: Home » Makaleler, Politika, Sürdürülebilir Kampüs, Üniversiteler, Yükseköğretim » Yükseköğretim nelere gebe?

Share in top social networks!

Yükseköğretim nelere gebe?

Bugün sayılı üniversitelerde uygulanan modellerin benzeri gelecekte pek çok üniversitede görülecek. Peki ücretsiz yükseköğretim mümkün mü?

Yükseköğretimdeki yönelişleri ve sorunları etraflıca masaya yatırmak amacıyla, hamisi olarak bizzat Cumhurbaşkanımız sayın Abdullah Gül’ün açılışını yaptığı üç gün süren Uluslararası Yükseköğretim Kongresi (UYK2011) geçtiğimiz günlerde gerçekleştirildi.

Bu üç günlük yoğun program yükseköğretimde atılım yapma potansiyelimizi değerlendirme açısından oldukça yararlı oldu.

Rekor seviyede sayılacak (binin üzerinde katılımcı ve 400’den fazla tebliğ) yerli ve yabancı akademisyen, yükseköğretim yöneticisi, STK mensubu gibi farklı kesimlerden uzmanların katılımıyla, konuların muhtevası ve faaliyetlerde gözlemlediğimiz kadarıyla bu kongrenin yükseköğretim alanında cumhuriyet tarihinde bir ilki teşkil ettiğini söylersek abartmış olmayız.

Kendi bildirilerimizi de sunmak üzere* davetli olduğumuz kongrede Cumhurbaşkanımız tarafından gerçekleştirilen ilk açılış konuşmasının ardından sağ olsunlar dostlarımız ve bazı okurlarımız yazdıklarımız ve söylediklerimiz arasında yer alan pek çok görüşün altına bizzat Cumhurbaşkanı tarafından imza atıldığı yorumunda bulundular.

Ülkemizin, pek çok alanın yanında eğitimde de bölgesinde lider olmasının bir ölçütü olarak önerdiğimiz 500 bin yabancı öğrenciye sahip ülke olma vizyonuyla başladığımız yazılarımızdaki çeşitli görüşlerin devletin en üst yönetimince de tasdik edilmesi memnuniyet verici olması bir tarafa yükseköğretimin büyük değişimlere gebe olduğunun da göstergesi.

Zira, Cumhurbaşkanımızın konuşmasındaki yükseköğretime ilişkin pek çok sorun ve talebi, satır aralarındaki ifadeleri bir araya getirdiğimizde bunların çözümlerinin yepyeni bir vizyonu gerektirdiği açık ve net gözükmektedir.

Peki ülkemizde yükseköğretimin vizyonu ve stratejisi nedir?

Yükseköğretim stratejisi konusundaki en önemli çalışma hala eski dönemin ürünü olup içerisinde uluslararasılaşma gibi vizyon ve eğilimlerin pek yer almadığı rahatlıkla görülebilir.

Oysa kongrede de gözlendiği üzere uluslararasılık yeni dönemde önemli bir unsur olarak ortaya çıkmaktadır.

Yükseköğretim kongresi hakkında

Bilimsel kongreler, konferanslar veya sempozyumlar hangi alanda gerçekleştiriliyorsa o sahada üretilen en yeni ve güncel bilgilerin ilgili bilim adamlarınca paylaşıldığı, tartışıldığı bilimdeki eleştiri kuralının canlı olarak işletildiği güzel ortamlardır.

Çeşitli sosyal faaliyet programlarının da bulunduğu bu tür toplantılarda bilim adamları çeşitli bilimsel görüşleri(ni) sorgulayıp doğrulayabildikleri, geçerledikleri ya da değiştirdikleri formel veya informel her türlü ortamı rahatlıkla bulabilmektedir.

Katılımcılara sahasında çalışan yerel veya uluslararası düzeyde diğer akademisyenlerle tanışma ve kaynaşma fırsatı da sağlayan bu etkinlikler iş dünyasındaki fuarların sağladığı faydayı daha fazlasıyla bilim camiasına sunmakta.

Yükseköğretimle ilgili Türkiye’de ilk defa bu denli geniş katılımla pek çok yabancıyı da ağırlama ve görüşlerini alma fırsatını bulduğumuz bu kongre neticesinde ortaya çıkan bilgiler önümüzdeki dönemde yükseköğretimin yeniden yapılandırılması ve değişiminde gerekli tartışma alt yapısını belli ölçüde sağlamış bulunmaktadır.

Yeni dönemde yükseköğretimde beklenen değişimler

Yükseköğretimde beklenen değişimlerin en önemlisini kanımızca YÖK’ün yeni dönemin ihtiyaçları doğrultusunda yeniden yapılandırılması oluşturmakta. Bu ihtiyaçların başında da uluslararasılaşmanın geleceği düşünülmektedir.

12 Eylül 1980 anlayışıyla 20 üniversiteyi göz önünde bulundurarak kurulan YÖK bugün yaklaşık 170 üniversiteyi idare etmeye çalışmaktadır. Böyle bir yapının uluslararasılaşma başta olmak üzere pek çok alanda üniversitelerin dinamizmini engellediği söylenebilir.

Söz konusu anlayış artık ciddi şekilde sorgulanmaktadır. Bu yüzden yeni dönemde en önemli değişimin YÖK’ün görev ve rollerinde olacağını söylemek mümkündür.

Yeni dönemde kuralları ve yapılanmaları, küreselleşen yükseköğretim eğilimlerinin belirleyeceği ön görülmektedir. Bu anlamda başta yabancı öğrenci olmak üzere yabancı akademisyenlerin sayısının ciddi şekilde arttırılması için yeni düzenlemelerle birlikte hükümet başta olmak üzere çeşitli kurumlar tarafından stratejik kampanyalar düzenlenecektir.

Japon hükümeti 1983’te yılda sadece 10 bin adet yabancı öğrenciye sahipken gerçekleştirdiği 100 bin yabancı öğrenci kampanyası neticesinde 2003 yılında 100 bin yabancı öğrenci hedefini aşmıştı. Yine 2008 yılında rakam revize edilerek 2020 yılında 300 bin yabancı öğrenciye ulaşmak için yeniden planlama yapılmıştı.

Bizde de benzer şekilde örneğin 500 bin yabancı öğrenci çekebilmek için planların yapılması kaçınılmazdır. Ülkemizde son yirmi yılda istikrarlı şekilde 15 bin ve 20 bin arasında seyreden yabancı öğrenci sayısının yüksek oranlarda arttırılması isteniyorsa  ve dış dinamiklerin analiz edilerek sadece yükseköğretim kurumlarının değil diğer ilgili kurumların da yeniden yapılandırılması ve yeni politikaların geliştirilmesi gündeme gelecektir.

Küreselleşmenin olmazsa olmazlarından birisi üniversitelerde özellikle programlar konusunda gerekli dinamizmin sağlanması ihtiyacıdır. Böyle bir ortamda üniversiteler yapılandırılırken yerel ihtiyaçların yanında bölgesel ve küresel ihtiyaçların da göz önüne alınması gerekmektedir. Şu anda yeni bir program açılırken YÖK böyle bir programın daha önceden var olup olmadığına bakmaktadır. Halbuki üniversiteler farklılaşırken yeni alanların açılması da kolaylaşmalıdır.

Disiplinlerarasılığın önümüzdeki dönemde çok boyutlu olarak konuşulmaya başlayacağını söylemek kehanet olmaz. Bugün sayılı üniversitelerde uygulanan (örneğin Sabancı Üniversitesi) modellerin benzerine pek çok üniversitede rastlanacaktır. Disiplinlerarasılık öğrencilerin girdiği programla devam zorunluluğunu kaldıracağı gibi çift anadal gibi uygulamaları daha kolay hale getirecektir.

Ülkemizde bir program açıldığında kapatılması neredeyse imkansız gibidir. Halbuki programların açılması da kapanması da daha esnek hale getirilmelidir. Bu tür esnekliklerin getirilmesi sonucunda ortaya çıkabilecek program tanınması gibi sorunlar disiplinlerarasılık sonucu kolaylaştırılan çift anadal programlarıyla aşılabilir.

Cumhurbaşkanımız da bu hususu “Disiplinler arasındaki geçişleri esnek hale getirmemiz gerekmektedir. Bir öğrenci ve öğretim üyesi, bir yerde başladıktan sonra ilelebet orada devam edecek diye bir şey olmaması gerekir. 18 yaşında üniversiteye giren bir öğrenci geleceğin ne olduğunu, kendi kabiliyetlerini üniversite imtihanlarından sonra öğrenmektedir.” şeklinde ifadeleriyle dile getirmişti.

Üniversite sayılarının arttırılması yani okullaşma oranının geliştirilmesi ve 1.7 milyon gibi kalabalık bir öğrenci grubunun sınava girdiği ülkemizde çok sayıda yeni üniversitelerin açılmaya devam etmesi kaçınılmaz olacaktır. Bu noktada sadece vakıf üniversiteleri değil özel üniversitelerin de açılabilmesi, hatta yabancıların üniversite kurmasına izin verilmesi gerekmektedir.

Bir zamanlar özel üniversiteler konusunda yaşadığımız kötü tecrübenin yaşanmaması için okullar arası transferlerin şeffaf hale getirilip kolaylaştırılması ve akreditasyon standartlarının ve kurumlarının geliştirilip yaygınlaştırılması çalışmaları kaçınılmaz olacaktır.

Üniversite sayısının arttırılması ve esnek hale getirilecek transferler sayesinde kalite artışının sağlanması yanında mevcut vakıf ve kurulmasına izin verilmesi halinde özel üniversite ücretlerinin düşmesi sağlanabilecektir.

Aslında eğitim devletin vatandaşlarına sağlamak zorunda olduğu bir görevdir. Bizim gibi genç nüfusa sahip bir ülkede mevcut demografik yapı, potansiyel bir fırsat olduğu gibi yeterli eğitimin sağlanamaması durumunda ileride dezavantaja dönüşecektir. Bu nedenle bugünlerde yükseköğretimin paralı hale getirilmesi yönünde ortaya atılan düşüncelere katılmıyoruz. Konu, genişliği itibariyle müstakil bir yazıda ele alınacaktır.

Yükseköğretimin ücretsiz olmasıyla ilgili tedbirler alınması halinde vakıf ve devlet üniversitesi ayırımı yapılmaksızın eğitim gören öğrenci sayısına göre devletin üniversitelere eğitim kalemi şeklinde kaynak ayırması için yöntemler geliştirilmelidir.

Üniversiteye giriş noktasında ÖSYM’nin de değişimler gerçekleştireceği ve en son çıkan ÖSYM yasasının da çeşitli şekillerde revize edileceği düşünülmektedir. Eğer şeffaf kriterler getirilebilirse yerleştirme işinin üniversitelere bırakılması mümkün olacaktır.

ÖSYM’nin yapacağı en büyük atılım sadece çoktan seçmeliye dayalı testleri kaldırarak farklılıkları da ölçebilen pek çok uluslararası sınav merkezinin uyguladığı açık uçlu sınav sistemini getirmek olabilir.

ÖSYM belli süre sonra yılda birkaç kez (örneğin 3 kez) birbirine eşdeğer nitelikte YGS (kaldırılmazsa) ve LYS sınavı yapmaya başlayacaktır diye bekliyoruz. Böylece, disiplinlerarasılaşma ölçüsünde üniversiteler yılda 3 dönem (güz, bahar ve yaz) öğrenci alabileceklerdir.

YGS sınavına pek ihtiyaç olduğu düşünülmemektedir. YGS kaldırılırsa bizim için şaşırtıcı olmayacaktır.

ÖSYM yerleştirmeden kısa sürede tamamen el çekmese bile okullara yerleştirmede sınavların çeşitlendirilmesi kaçınılmazdır. IGCSE (A level), IBO ve SAT gibi farklı uluslararası müfredatlara yönelik sınavların LYS yanında yerleştirmeye esas teşkil edeceği düşünülmektedir.

Yükseköğretimde arz sorununun azaltılması, ÖSYM’nin uygun değişimleri gerçekleştirmesi, MEB ile yapılacak koordinasyon ve üniversitelere getirilecek bahsettiğimiz dinamizm sayesinde dershanelere olan talep azalabilecektir.

Yeni dönemde finansal kaynaklarını çeşitlendirerek kendi kendine yetebilen vesürdürülebilir modelleri etkin ve verimli şekilde geliştirip uygulayabilenler kazanacak.

Yükseköğretim kurumlarının yetenekli yönetici/akademisyen/personel ve öğrencileri seçmeleri, finansal ve idari yapıları uygun şekillerde geliştirebilmeleri ölçüsünde bütün bu değişimler gerçekleştirilebilecektir.

Bahsedilen değişikliklerin zaman içerisinde pek çoğunun gerçekleşeceğine, arzu eden gençlerimizin çoğunun daha kaliteli şekilde yükseköğretimden yararlanabilmesi yanında ülkemizin eğitim ihraç eden ülkeler kategorisinde er ya da geç yer alacağına inanıyoruz. Ama her şeyden önce yeni döneme ait birvizyon ve yükseköğretim stratejisinin oluşturulması şartıyla.

* Kongredeki sunulan bildirilerimizde uluslararasılaşma vizyonu çerçevesinde üniversitelerin sahip olması gereken iç dinamikleri kapsayan altı misyon önerisi (misyon5ice), uluslararasılık için dış dinamiklersürdürülebilir yeşil kampüsmodeli çalışmalarıyla verimlilik adına üniversitelerin belli bilişim faaliyetlerinin merkez çatı altında birleştirilmesi konusunda öneriler yer almaktadır.

Haber Kaynak:  Haber7/ Yükseköğretim nelere gebe?

 

Share this:
Share this page via Email Share this page via Stumble Upon Share this page via Digg this Share this page via Facebook Share this page via Twitter

Share in top social networks!
Etiketler:, ,

Leave a Reply

*

Muhtevasını değiştirmemek şartıyla yazılardan istifade edebilirsiniz.
© 2011 Prof. DR. B. Gültekin ÇETİNER · Subscribe:PostsComments · Designed by Theme Junkie · Powered by WordPress

Faiz Lobisi